Etiket arşivi: göçmenlik

Multikulti


Eger Islam ifade ozgurlugunden, escinsel evlilikten, kadin haklarindan, otenaziden, demokrasiden, bacondan ve temel insan haklarindan rahatsiz oluyorsa; bu bizim icin degisme zamani degildir. Bu Islam’in artik gitmesi gerektiginin gostergesidir. (Multiculturalism: A Free Pass for Islam)

Facebook’ta 5 Posta ile ustteki alinti uzerine multikulti uzerine bir tartismaya girdik. Tartisma epey uzadi ama ben cevap olarak yazdigim son yorumu arsivde dursun diyerek buraya koyuyorum.

Iskandinav ulkelerinde ve genel olarak Avrupa’da yasanan multikulti meselesinde esas problemin insanlari bogazlarindan birbirine baglayan refah sistemi oldugunu dusunuyorum. Normalde homojen bir ulke olmasi sayesinde ortak kader anlayisi olusturmus nordik refah sistemleri de aralarina farkliliklar girince sicacaklarinin farkinda olduklari icin multikulti’yi icat ettiler. Burada problem ve anlasamadigimiz nokta su sanirim: Esas olarak ve kendiliginden olustugu surece multikulti’ye karsi degilim ama Avrupalilarin kafasinda canlanan ve hulyalarini kurduklari multukulti pozitif ayrimci zirvaliklarla bezeli tutmayacak bir proje. Benim ve saniyorum ki senin de uzerinde uzlastigin multukulti ise zannediyorum ki ABD’de mevcut ama burada kucuk bi nuans var. ABD multikulti deryasi olmak icin oldukca genis sosyal ve ekonomik programlar dizayn etmedi, bunu bir proje olarak dayatmadi. Progressivismle kafayi bozmus bazi mustesna politikacilari saymazsak ABD kimseye birey olmasindan ote bir sey sunmadi. Burasi ozgur bir ulke ve senin kimliginin ne oldugunun bizim icin hicbir onemi yok dedi yurttaslarina. Hakikaten de oyle. ABD’de herkes Amerikan yurttasidir ama ayni zamanda -biraz solcu jargonla ifade etmek gerekirse- herkes otekidir. 3 nesildir ABD’de yasayan biri bile kendini ulkenin sahibi sanmaz, ne oldugunu sorarsan Akdenizliyim ya da Irlandaliyim gibi cevaplar verir. Keza muslumanlar icin de aynisi gecerli. 9/11 ve pesisira gelen kuresel terorle mucadele ataklarina ragmen multiculturalism ve islamofobi tartismalarinin nicin daha cok Avrupa eksenli oldugunu bi dusunelim. Cunku ABD’de kimse senin kimligine ve dis gorunusune bakmaz, tabi yukarida adini saydigim istisnalar disinda kimse sana kimliginden oturu pozitif ayrimcilik da yapmaz. ABD’de koktendinci egilimlere sahip muslumanlar bile ABD’nin kendi ulkelerine kiyasla dini acidan onlara daha buyuk ozgurluk sundugunu ve kimsenin de onlara karismadigini ifade ederler. Bunun aksine Avrupa’da ise genis bir sosyal guvenlik agi var ve bunun surdurulebilmesi icin de egitimsiz Afgan mucahitlere, Asyalilara, Afrikalilara vs ihtiyac var cunku Avrupanin kendisi artik uremiyor ve nufusu gittikce azaliyor. Multikulti de bu kilif altinda islamistlerin kendi ulkelerinde bile hayal edemeyecegi bir pozitif ayrimcilik sunma projesi, keza oteki gocmen gruplar icin de oyle ama Asyali bir budistin ya da afrikali paganistin 1500 yillik bir maziye sahip ve “onlari buldugunuz yerde oldurun” gibi direktiflere sahip bir kutsal ajandasi yok. Ha en fazla gettolasma sonucu banliyo isyanlari cikar ki bunlar birkac jenerasyon sonra entegrasyon surecinin tamamlanmasi ile birlikte cozulur gider ama Islamistler icin aynisini soylemek mumkun degil. 3 nesildir Britanya’da yasayan ve isinde gucunde olan benim musluman kardesim azicik cani sikilinca bakin neler yapiyor -> http://www.frontpagemag.com/…/muslims-shouting-allah…/

BgOVoD9CQAA2APC

Bunun disinda kacirilan bir baska husus ise Islamistlerin siklikla Batidaki koktendinci gruplarla karistirilmasi. Benim gercek koktencilere saygim var, cunku onlar sadece kendi ic huzurlarini tatmin etmeye calisirlar ve beni sadece dunya islerine fazla dusmus materyalist olarak gorurler ama Islamistlere saygim yok cunku Islam’in oldugu yerde ne senin savundugun non-agression(saldirmazlik) prensibi kalir ne de bireysel ozgurluk. Islam’i koktendinci bir grubun bagli oldugu dinden ziyade belli basli bir ajandaya sahip bir ideoloji olarak tanimlamanin zamani coktan geldi de geciyor, tipki Nazizm ve Komunizm gibi. Ha onun disinda kendi dininin buyruklarinin ezici kismini yerine getirmeyecek ve ortodoks Islam’a gore murted sayilacak namazinda niyazinda kendi halinde musluman olursa olsun yine de. Bu durum en fazla onlarin teorik olarak tutarsiz ve politik dogrucu olduklarini gosterir, en azindan kimse ondan olmadigim icin beni oldurmeye veya donusturmeye calismaz. Bu konuda sozu her ne kadar pek sevmesem de Amerikan Okan Bayulgen’i Bill Maher’e birakiyorum. https://www.youtube.com/watch?v=vs1_hePl_1k

failed

Avrupa multikulturalizminin bir baska problemi de kimlik siyasetine dayali olarak tanimlanmasi. Gecenlerde soyle bi habere rastladim(http://t24.com.tr/haber/cingenelerde-kimlik-bilinci-roman-acilimiyla-olustu/250534). Kimlik politikalari 1960’larda yapisalci ve yeni solcu hareketlerin yukselise gecmesiyle birlikte epey populer hale geldi. Ortodoks Marksizm’in pabucunun dama atilmasiyla birlikte sol ekonomik ve siyasi arenadan kulturel calismalara ve edebiyat teorilerine batti. Artik Sol icin muhim olan isci sinifi degil, kadinlar, escinseller, siyahlar, azinliklar ve ogrenciler yani toplum tarafindan oteki olarak konumlandirildigi iddia edilen gruplar olmustu. Oteki uzerinden olusturulan politik ajandalarin ne kadar dandik oldugu hususunda hepimiz mutabikiz sanirim. Yeni solcu kulturel marksistlerin ve modern liberallerin pozitif ayrimciliga dayali, esitlikci, adil utopyalarina sadece guluyorum. Bunun disinda Hollanda’da Wilders ve Britanya’da UKIP gayet liberter temalar esliginde siyaset yapan iki olusum. (Le Pen hakikaten sikintili bi isim ama acikcasi islamist yayilmaya karsi benim icin useful idiot olabilecek biri, onun disinda soylediklerinin pek kaale alinmasini gerektirecek bir durum yok.) UKIP onumuzdeki yillarda Britanya’yi epey sallayacak gibi duruyor. Son 2-3 yilda oylarini uce katladi ve boyle giderse ‘vergiler %45 mi olsun %50 mi olsun‘ diye tartisip duran labour-conservative party ikilisinin monotonlugundan bizi cekip alacak radikal hamleleri var. http://en.wikipedia.org/…/Opinion_polling_for_the_next…

Ek: Belcika’daki gocmen teroru icin izleyiniz: http://www.theguardian.com/world/video/2012/aug/03/femme-de-la-rue-sexism-brussels-video

Reklamlar

Solculugun Psikolojisi – Ted Kaczynski


Aşağı yukarı herkes, çok sorunlu bir toplumda yaşadığımızı kabul edecektir. Dünyamızın içinde bulunduğu çılgınlığın en yaygın göstergesi solculuk olduğu için, solculuğun psikolojisi üzerine bir tartışma, günümüz toplumunun sorunları konusunda genel bir tartışmaya bir giriş görevi yapabilir.

Peki ama solculuk nedir? Yirminci yüzyılın ilk yarısında solculuk pratikte sosyalizmle özdeşleştirilebilirdi. Bugün ise bu hareket parçalanmıştır ve kime tam anlamıyla solcu denilebileceği açık değildir. Biz, bu makalede solcu dediğimizde, temelde sosyalistleri, kolektivistleri, “politik açıdan dürüst” tipleri, feministleri, gay ve özürlü hakları savunucularını, hayvan hakları eylemcilerini ve benzerlerini düşünüyoruz. Ancak bu hareketlerin herhangi biriyle ilgisi olan herkes solcu değildir. Bizim bu tartışmada hedeflediğimiz, bir hareketin ya da ideolojinin psikolojik açıdan incelenmesi ya da bağlan- tılı tiplerin genel olarak incelenmesidir. Neyse, “solculuk” tan neyi kastettiğimiz, solcu psikolojisi üzerine tartışmamız ilerledikçe daha açık bir hal alacaktır.

Yine de, solculuk kavramımız açık olmaktan çok uzak olsa da, bu duruma bir çare bulunamayacak gibi görünüyor. Yapmaya çalıştığımız tek şey, çağdaş solculuğun temel dürtüsünü oluşturduğuna inandığımız iki psikolojik eğilimi kabaca ve yaklaşık olarak göstermek. Hiçbir şekilde solcu psikolojisi hakkındaki TÜM gerçeği anlattığımızı iddia etmiyoruz. Ayrıca, tartışmamız yalnızca çağdaş solculuğu ele almak kastında. Tartışmamızın, 19. yy.daki ve 20. yy.ın başındaki solculara ne derece uyarlanabileceği sorusunu tartışmaya açık bırakıyoruz.

Çağdaş solculuğun temelinde yatan iki eğilime “aşağılık duygusu” ve “aşırı toplumsallaşma” adını veriyoruz. Aşağılık duygusu, çağdaş solculuğun bütününde görülen bir özellikse de, aşırı toplumsallaşma, çağdaş sol- culuğun yalnızca belli bir kesiminde görülen bir özelliktir; ancak bu kesim oldukça etkilidir.

Aşağılık Duygusu

“Aşağılık duygusu”ndan kastımız, yalnızca katı anlamda aşağılık duygusu değil, buna ilişkin özelliklerin bütün bir yelpazesidir: Kendine az değer verme, güçsüzlük duyguları, depresif eğilimler, yenilmişlik, suçluluk, kendinden nefret etme vb. Bizce, çağdaş solcular (az ya da çok bastırılmış) böyle duygulara meyildirler ve bu duygular çağdaş solun yönünü belirlemede etkilidir.

Biri, kendisi (veya bağlı bulunduğu grup) hakkında söylenen her şeyi kötü anlarsa, onun aşağılık duygusuna sahip olduğuna veya kendisine az değer verdiğine kanat getiririz. Bu eğilim, hakkını savunduğu azınlığa ait olsun ya da olmasın, azınlık hakları savunucularında görülür. Onlar, azın- lıkları belirtmek için söylenen kelimeler ve azınlıklarla ilgili olarak söylenen her şey konusunda olağanüstü hassastırlar. Afrikalılar için kullanılan “negro”, Asyalılar için kullanılan “doğulu”, özürlüler için kullanılan “sakat” veya kadınlar için kullanılan “piliç” terimleri kökenlerinde hiçbir kötü çağırışım taşımıyorlardı. “Karı” ve “piliç”, yalnızca “herif ” veya “züppe”nin dişi karşılıklarıydı. Eylemciler, bu terimlere olumsuz anlamları kendileri yakıştırdılar. Bazı hayvan hakları savunucuları, “evcil hayvan” terimini reddedip, yerine “dost hayvan” denmesinde ısrar edecek kadar ileri gittiler. Solcu antropo- loglar, ilkel halklar üzerinde olumsuz olarak algılanabilecek herhangi bir şey söylemekten kaçınmak için büyük çaba sarf ediyorlar. “İlkel” sözcüğünün yerine “okuma yazması olmayan” sözcüğünü yerleştirmek istiyorlar. Herhangi bir ilkel kültürün bizimkinden daha aşağı olduğunu ima edebilecek herhangi bir şey konusunda neredeyse paranoyak gibi davranıyorlar. (Biz, ilkel kültürlerin bizimkinden daha aşağı OLDUĞUNU söylemek istemiyoruz. Yalnızca solcu antropologların aşırı hassasiyetine dikkat çekiyoruz.)

“Politik ahlaksızlık” terminolojisine karşı en hassas insanlar, gettolarda yaşayan zenciler, Asyalı göçmenler, tacize uğrayan kadınlar ya da özürlüler değil, bu “baskı gören” gruplardan birine bile ait olmayan, aksine toplu- mun ayrıcalıklı kesimlerinden gelen eylemci azınlıktır. “Politik dürüstlük” en çok, yüksek maaşlarıyla güvenleri, işleri olan ve çoğunu üst sınıf ailele- rinden gelen Heteroseksüel beyaz erkeklerin oluşturduğu üniversite profe- sörleri tarafından savunulur.

Çoğu solcuda, bir şekilde aşağı bir imaja sahip grupların problemleriyle yoğun bir özdeşleşme vardır: Örneğin, zayıf (kadınlar), yenilmiş (Kızılderililer), tiksindirici (homoseksüeller) imajları gibi. Solcuların kendileri de bu grupların aşağı olduğunu hisseder. Bunu asla kendilerine itiraf edemeseler de, onların problemleriyle özdeşleşmeleri, kesinlikle bu grupları aşağı görmelerindendir. (Kadınların, Kızılderililerin vb. aşağı OLDUĞUNU ileri sürmek istemiyoruz; sadece solu psikolojisi hakkında bir noktaya açıklık getiriyoruz.)

Feministler, kadınların da erkekler kadar güçlü ve yetenekli olduğunu ispatlamak için umutsuzca hevesleniyorlar. Açıkça görülüyor ki, kadınların erkekler kadar yetenekli ve güçlü OLMAYABİLECEKLERİNDEN için için korkuyorlar.

Solcularda, güçlü, iyi ve başarılı imaja sahip her şeyden nefret etme eğilimi vardır. Amerika’dan nefret ederler, Batı uygarlığından nefret eder- ler, beyaz erkeklerden nefret ederler, akılcılıktan nefret ederler. Solcuların, Batı’dan vb. den nefret etmek için öne sürdükleri nedenler, gerçek nedenle- riyle aynı değildir. Batı’dan, savaşçı, emperyalist, cinsiyetçi vb. olduğu için nefret ettiklerini SÖYLERLER; ancak aynı hatalar sosyalist ülkelerde veya ilkel kültürlerde ortaya çıktığında, bir solcu onlar için bahaneler bulur veya en iyi koşulda, İSTEMEYEREK bunların varlığını kabul eder ve büyük bir ATEŞLİLİKLE bu hataların Batı’da da bulunduğunu belirtir (ve genel- de çok abartı). Böylelikle, açıktır ki, bu hatalar, bir solcunun Amerika ve Batı’dan nefret etmek için gerçek nedenleri değildir. O, güçlü ve başarılı olduğu için Amerika ve Batı’dan nefret etmektedir.

“Kendinden emin olmak”, “kendine güven”, “öncelik”, “girişim”, “iyimserlik” vb. gibi kelimeler liberal ve solcu sözcük dağarcığında çok küçük yer alır. Solcu, bireycilik karşıtı, kollektivist taraftarıdır. O, toplumun, herkesin problemini çözmesini, herkesin ihtiyaçlarını karşılamasını, onlara bakması- nı ister. Kendi problemlerini çözebilme ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yetisine güvenebilen biri değildir. Solcu, rekabet kavramına muhaliftir çünkü içten içe kendini yenilmiş gibi hisseder.

Çağdaş solcu entelektüellere çekici gelen sanat şekilleri genelde sefalet, yenilgi ve umutsuzlu üzerinde odaklanmaya meyillidir, ya da sanki akılcı hesaplamalarla hiçbir şey başarma ümidi yokmuş ve yapılabilecek tek şey insanın kendisini o anki duygulara bırakmasıymış gibi bir hava takınır.

Çağdaş solcu düşünürler, akıl, bilim ve nesnel gerçekliği reddedip her şeyin kültürel olarak göreceli olduğunda ısrar etme eğilimindedirler. Bi- limsel bilginin kökenleri ve nesnel gerçekliğin nasıl tanımlanabildiği (eğer tanımlanabilirse) konusunda ciddi sorular sorulabileceği doğrudur. Ancak, çağdaş solcu düşünürlerin, bilginin kaynaklarını sistematik bir biçimde çözümleyen, soğukkanlı birer mantıkçı olmadığı da açıktır. Onlar, gerçekliğe ve doğruya yönelttikleri bu saldırıya gönülden bağlıdırlar.bu kavramlara, kendi psikolojik ihtiyaçlarından ötürü saldırırlar. Bir kere, onların saldırıları düşmanlıklarının dışa vurumudur ve başarılı olduğu ölçüde de, güç dürtülerini tatmin eder. Daha da önemlisi solcu, bilimden ve akılcılıktan nefret eder; çünkü bunlar bazı inançları doğru (başarılı, üstün vb.) olarak, diğerlerini ise yanlış (başarısız, aşağı vb.) olarak sınıflandırırlar. Solcunun aşağılık duygusu o derece derindir ki, bazı şeylerin başarılı veya üstün, diğerlerinin ise başarısız veya aşağı olarak sınıflandırılmasına tahammül edemez. Birçok solcunun akıl hastalığı kavramını ve IQ testlerin yararını reddetmesinin temelinde bu yatar. İnsanların yetenek ve davranışların genetik açıklamaların solcular karşıdır; çünkü böyle açıklamalar, bazı insanları diğerlerin karşı üstün veya aşağı gösterir. Solcular bir bireyin yeteneğinin veya yeteneksizliğinin faturasını topluma çıkarmayı yeğlerler. Yani, eğer bir insan “aşağı” ise, o kişi iyi yetiştirilmediğindendir, bu kendi hatası değil toplumun hatasıdır.

Solcu aşağılık duygusunun etkisiyle bir övüngen, egoist, palavracı, yalnızca acımasız bir rekabetçi haline gelen bir kişi değildir. Bu tip insan kendisine olan güvenini daha tamamıyla kaybetmiş değildir. Bu insanın kendi gücü ve değeri konusunda biraz şüphesi olsa da, kendini hala güçlü olma yetisi olan birisi olarak görür ve kendini güçlü biri yapma çabaları bu hoş olmayan davranışlarına neden olur.( Ancak, bir solcu bu durumun çok ötesindedir. Onun aşağılık duygusu öylesine kökleşmiştir ki, kendisinin bir birey olarak güçlü ve değerli olduğunu düşünemez bile. Sonra da solcu kolektivizmi. O, yalnızca kendisini özdeşleştirdiği büyük bir örgütlenmenin ya da kitle hareketinin bir üyesi olarak güçlü hisseder.

Solcu taktiklerin mazoşist eğilimlerine dikkat edin. Solcular protestolarını araçların önüne yatarak yaparlar ya da polisi veya ırkçıları kendileri- ne saldırmaları için tahrik ederler. Bu taktikler çoğunlukla etkili olabilir, ama pek çok solcu bunları bir sonuca varmak için değil, mazoşist taktikleri TERCİH ETTİKLERİNDEN kullanır. Kendinden nefret etme, bir solcu özelliğidir.

Solcular eylemliliklerinin şefkatten veya ahlaki prensiplerden kaynaklandığını iddia edebilirler; ahlaki prensipler aşırı toplumsallaşmış solcu tipinde gerçekten de bir yere sahiptir. Ancak, şefkat ve ahlaki prensipler solcu eylemliliğin temel nedenleri olamaz. Düşmanlık solcu tavırda çok önemli bir yer tutar; güç dürtüsü de öyle. Üstelik, solcu tavrın önemli bir parçası, solcuların yardım etmeye çalıştıklarını iddia ettikleri insanlara yararlı olma- sı için mantıken hesaplanmamıştır. Örneğin eğer olumlayıcı eylemin zenci- ler için iyi olacağı düşünülüyorsa, düşmanca veya dogmatik bir olumlayıcı eylemde ısrar etmek mantıklı mıdır? Olumlayıcı eylemin kendilerine karşı ayrımcılık yaptığını düşünen beyazlara en azından sözel ve sembolik jest anlamına gelebilecek diplomatik ve uzlaştırıcı bir yaklaşım açıkça daha verimli olacaktır. Ancak solcu eylemciler böyle bir yaklaşıma girmezler; çünkü bu onların duygusal gereksinimlerini karşılamayacaktır. Amaçları zencilere yardım etmek değil, tersine, ırklar arası sorunlar, onların kendi düşmanlık- larını ve karşılanmamış güç ihtiyaçlarını ifade etmek için bir bahane teşkil ediyor. Böyle yaparak zencilere aslında zarar veriyorlar; çünkü, eylemcilerin beyaz çoğunluğa karşı takındıkları düşmanca tavır, ırklar arası nefreti yoğunlaştırıyor.

Eğer toplumumuzun hiçbir sorunu olmasaydı bile, solcular, yaygara koparmak için bir neden bulmak üzere sorun İCAT ETMEK zorunda kalacaklardı.

Bu anlattıklarımızın, solcu olarak görülen herkesin kesin bir tanımı olma iddiasında bulunmadığını vurguluyoruz. Bu, yalnızca solculuğun genel eğiliminin belirtilmesidir.