Etiket arşivi: duyar

Bağlantı

Reklamlar

Elit Vicdan Kukumalari


Gectigimiz hafta AKP mitingine katilan bir capulcunun yazisini okurken boylesine deli sacmasi bir yazinin sadece apolitik ve gezi eylemleri sonrasi politikaya heves etmis bir cuhelanin kaleminden dokulebilecegini dusunup yarisinda sikilip kapatmistim. Bu yazinin sosyal medyada paylasim rekoru kirdigini gordukten sonra donup tekrar okuma geregi duydum ve AKP neden kazanir muhalifler nicin kaybeder sorusunun cevabini tekrardan gormus oldum.

Öncelikle kitleden bahsetmek lazım. Kim bu bir milyon insan?

Onlar görmezden gelinenler…evet, bugüne kadar gözümüzün önünde olan ama görmezden geldiğimiz insanlar var ya, hani farkına varmadığımız, hani iki kelime konuşmaktan sıkıldığımız…

İşte onlar…

Çoçuğumuzun bakıcısı Nermin Abla…

Sitemizin güvenlik görevlisi Kadir…

Tekstil atölyesinde günde 12 saat sigortasız çalışan Hatice…

Annesi Meliha…

Kardeşi Sanlı…

Yazinin bu kismindaki pejoratif ifadeler bir yana yazarin bu tespitlerinin sosyolojik olarak sahane tespitler oldugunu one suren akademisyenlerin de ne kadar suurlu ve hakkaniyet sahibi oldugunu gormek mumkun. Oncelikle AKP secmeninin agirlikli bir kisminin lise mezunu dahi olmayan ve gorece muhafazakar-mukaddesatci hayatlar yasadigi herkesin malumu ama bu durum ust-orta sinifin ya da beyaz yakali beyaz turklerin zulumlerinden ziyade AKP secmeninin hakikaten de toplumun kisir denebilecek bir kismini temsil ediyor olmasindan kaynaklaniyor yani AKP secmeni genellikle orta-alt tabakaya mensup insanlar ancak bu durumlarinin pek de acinasi oldugunu soylemek guc. Bundan yaklasik 3 sene once Gallup’un anketinin de ortaya koydugu gibi Turkiye’de yasayanlarin %75’i halinden memnun. Memnun olmayanlarin agirlikli kismi ise ulkenin Beyaz Turk olarak nitelendirilen beyaz yaka ust-orta sinif uyelerinde olusmakta.

Iste halinden ve durumundan gayet memnun olanlara karsi hep bir yari-acima hali ile bakan zavallilara ise Elit Vicdan Kukumalari diyoruz. AKP secmeninin aslinda acinacak durumda olan kutlelerden ziyade kisiliksiz mevdudiyetlerini ve kifayetsizliklerini tek bir adamin pesinde kosarak gidermeye calisan inanmislar grubu oldugunu gormeleri icin ise daha firinlar dolusu ekmek yemeleri gerekecek gibi duruyor.

AKP’nin Beyaz Turkler’den ve ust-orta siniflardan zorbalikla ve her sene arttirarak aldigini yeniden dagitimla bu alt sinif Anadolu magandalarini ihya ettigini, dahasi bu beslenip semirilen magandalarin sayilarinin milyonlara vardigini ve her 4 senede bir basina “milli irade” olarak patladigini gormekten yoksun bu kisilere Elit Vicdan Kukumalari adi veriyoruz.

Peki kim bunlar? Onlar fazla beslendikleri icin boylari 3 metreyi bulan dev adamlar degil elbette ama gorece kurtarilmis bir yerde yetismis, ust siniflara mensup ve yaygin suclamanin da dedigi gibi halk konusunda hakikaten bilgisiz ya da daha dogru bir sekilde soylemek gerekirse iyimser olan insanlar. Ulkenin kaderini tayin eden %5’lik dilimin birer uyesi olmakla birlikte ayni zamanda asla gidip gormedikleri, gidip gorse bile kavrayamadigi Anadolu hakkinda romantik duslere sahip insanlar demek pek de hatali sayilmaz. Bu insanlarin karakteristik ozelligi ise normalde kendileriyle kiyaslayinca epey dusuk profile sahip insanlarin ahvalinden uzuntu duymalaridir. Buraya dikkat etmenizi istiyorum. Dunya tarihi boyunca midir bilemem ama modernite dedigimiz icinde bulundugumuz surecte ezilen oldugu iddia edenlerin sozcusu hakikaten ezilenlerden ziyade o ezilenlerin durumunu gorup vicdaniyla hesaplasamayan ust sinif mensuplaridir. Karl Marx, Edward Said, Michel Foucault, Jean Paul Sartre, Naom Chomsky ve daha niceleri…

“AKP, nüfusun modernleşmeden dışlanmış ve hor görülmüş çoğunluğunu temsil ediyordu. Onlara bir şans verilmesi gerektiğini düşündük. Ayrıcalıklı ve Batılılaşmış bir çevreden geliyorum, fakat bir Sartre’cı olarak kendi sınıfıma ihaneti meşru buldum. Böylece AKP’yi destekledim”  – Siyaset bilimci ve eski UNESCO bürokratı Ali Kazancıgil

 

Öte yandan, Batılılaşmış sol elit kendini —İstanbul’un şık semtlerinde, hükümete gelen Anadolulular için kullanılan tabirle— bu “köylüler” karşısında suçlu hissediyordu. Başbakanın aralarından çıktığı muhazakârlar nezdinde Batılılaşmış elitlerin vicdanı rahatsızdı. Zira, laik ve askeri düzenin demir yumruğu altında bu dindar ve mütevazı kesimlerin türbanlı kızlarıyla alay edilmiş ve bu kesimler birçok dini özgürlükten mahrum bırakılmışlardı.

Elit Vicdan Kukumalari sadece AKP karsisinda degil Dunya’nin dort bir yaninda ezilen, hor gorulen ve dusuk gelirli insanlara karsi ontolojik olarak sempati besler gerekirse onlarin kendi kazandigindan ihya edilmesi icin elinden geleni yapar. Bu kisiler sadece 50 yillik kitle iletisim araclari sayesinde haberdar olduklari Afrika’daki insanlik dramlarina lanet okurlar hatta belli bir yastan sonra kendilerini sadece fakir ve ac insanlarin durumlarinin iyilestirilmesine adarlar. Onlara gore Afrikalilarin ac kalmasinin sorumlusu Afrika ulkelerinin baslarindaki diktatorlar degil-ki gorunen o ki Afrikalilar baslarindaki diktatorlerden oldukca memnunlar- vahsi kapitalist bati uygarliginin alcak kar gudusudur.

Aslinda biraz dikkatli bakinca onlara hemen hemen her yerde rastlayabilirsiniz. Davos Zirvesi’nde Kuresel Adaletsizlik ve Fakirlik uzerine konferanslar verirler, Nisantasi’nda Hakkari’deki bir koy okulu icin kitap kampanyalari yaparlar hatta bazilari o kadar ileri gider ki “devlet nicin benden daha fazla gelir vergisi alip fakirlere dagitmiyor” diye veryansin ederler. Bu turun uzun yillardir karikaturlesmis bir baska versiyonu ise caretta carettalar icin yardim sergisi duzenleyen salon beyfendileridir ki onlardan bahsetme geregi bile duymuyorum.

Gorunen manzara o ki Beyaz Turk’un bu durumun farkina varmasi oldukca zaman alacak ve o zamana kadar da baslarindaki diktatore delilercesine tapan bu azgin guruha karsi dokunakli ve acikli dusler beslemeye devam edecekler. Umalim da 30 Mart 2014’te alinan agir yenilgi Beyaz Turk icin bir silkinme evresini baslatsin zira AKP/RTE su anda hic olmadigi kadar guclu ve bu gucunu onumuzdeki senelerde surdurebilecek vizyondan yoksun olmasina ragmen Beyaz Turk’lerin icinde mevzilenmis Elit Vicdan Kukumalari sayesinde gucunu korumaya devam edecek. Beyaz Turk her durumda kendini suclu goren psikolojiden kurtulup karsisindaki canavarin azametini gormedigi surece RTE gibi binlercesinin daha zulmune maruz kalmaya devam edecek ve en dokunaklisi da siyasetin kurallari icersinde bunca haksizliga ragmen oldukca naif bir yaklasima sahip oldugu icin ezilmeyi ve somurulmeyi bir nebze de olsa hak edecektir. Beyaz Turk sunu unutmamali ki gectigimiz Haziran’da Eskisehir’de 19 yasindaki bir cocugu doverek olduren 5 kisiden 3’u isci biri kucuk esnaf oburu ise gariban, halk cocugu(?) polisti. O aciyarak baktiginiz sefiller, sizden daha az para kazandigi icin degil sizin yetkinliginizi ve hakikaten basarili olmanizi kompleks yaptigi icin size saldiriyor.

Gerisini de birakalim ustad tamamlasin:

Muhafazakar ve gecekondu gençliğinin zengin üst sınıf olarak nitelendirilenlere karşı hem aşağılık kompleksi hem de öfkesi vardır. Muhafazakar çizgilerine rağmen bu öfke onları mafyavari şiddete baş vurmaktan alıkoymaz. Ezildikleri kadar ezme mantalitesine sahiptirler. Karakteri birilerine sığınmaya meyilli olan aşağılık kompleksine sahip gençler özdeşim kuracakları lider profili ararlar. BB, mafya babalarına özenen gençlerin kendilerini tanımlayabildikleri lider konumuna gelmiştir. AKP gençliği BB’ye reis diye hitap eder. BB’nin gölgesinde kalan partinin büyükleri ona beyefendi demeyi tercih ederler ‘Reis’ ve ‘Beyefendi’ BB’nin en çok haz aldığı hitaplardır. Dış politikanın sarpa sardığı değerli yalnızlık günlerinde ‘Reis’ ve ‘Beyefedi’ kavramları kabile devletine dönüştüğümüzün resmi olmuştur. Partinin politikalarıyla beraber kullandığı dil ve yeni gençliğin kendini tanımlama şekli de son yıllarda tamamiyle değişmişti. Bir çok ilde maalesef toplum içerisinde dikkate alınmayıp değersizleştirilen gençler AKP gençlik kollarına üye olup kendine yer edindi. Gücün sembolü olan Erdoğan onlar için mukaddesti ve mutlak biat edilen liderdi. AKP rozeti takmak gücü elinde tutmak anlamına geliyordu. Ankara Yeni Mahalle’de sokağın suça meyilli gençleri AKP gençlik kollarına üye olarak özel kimlik çıkarıp, polislere kafa tutuyorlar. Türkiye’nin bir çok yerinde suça bulaşan AKP gençliği Ankara’dakiler gibi partinin gücünü kendilerine kalkan yapmış durumdalar. Yozlaşan ve aşağılık kompleksi taşıyan zayıf karakterli ve heyecanlı her genç, kendine en yakın lider olarak Erdoğan’ı görüyor. Erdoğan, bilerek ve isteyerek yaptığı mağdur edebiyatı ve arabesk tavırlarıyla AKP gençliğini kendine bağlamış durumda. BB’nin medya patronunu ağlatması ne kadar içimizi acıtmışsa bu insanlar karşısında kendini aşağılanmış hissedenleri o kadar memnun etti. A. Öymen ve N. Ilıcak karşısında, A.Selvi, N. Alçı ne kadar eğrelti durursa dursun AKP gençliği için özlenen ve beklenen bir duruştur. Abdulkadir Selvi’nin, Kadri Gürsel’e ‘Siz Beyaz Türkler’ diye çıkışı yarım asırlık bir kompleksin dışa vurumuydu. Ezilmişlik sendromu. BB, Türkiye’nin değil ezilmişlik sendromu yaşayan entellektüel görünümlü kısır fikirlilerin ve itibarı olmayan gençlerin lideridir. – Fuat Avni

Trans Bireylere Karşı Linç Girişimi


İstanbul Avcılar Denizköşkler Mahallesi Meis Sitesi’nin önüne gelen bir grubun transseksüellere karşı linç girişiminde bulunduğu öğrenildi. Gruptan, ‘Defolun buradan dönmeler’ ‘PKK’yla mı savaşacağız, sizinle mi?’ seslerinin yükseldiği ve bir ateş yakılarak tencere ve tavalarla transseksüellerin protesto edildiği alınan bilgiler arasında. Grubun emekli savcı olan sitenin yöneticisi tarafından galeyana getirildiği sanılıyor.

Bu haberin üzerine internet dediğimiz mecrada artık mynet okey’de bile rastlayabileceğiniz “duyarlı” ve “slaktivist” kişiler de artık temcit pilavından hallice olan “nefret söylemi suç sayılsın!!!” meselesi hakkında ahkam kesmeye hiç hız kesmeden devam ettiler. Bu menfur olaya karşı verilen tepkileri bir kenara koyup meselenin kendisine dönelim. Avcılarda söz konusu linç olayında translara karşı gösterilen muamelenin elbette kabul edilebilir veya tolere edilebilir bir yanı yok. Lakin birtakım LBTTQ aktisvistinin kamuoyuna “linçci” olarak sunduğu insanların translara şu noktada itiraz ettiği söyleniyor. İtiraz noktası da şu insanların: ‘Müşteriler kapıları şaşırıp, diğer apartman sakinlerinin zilini çalarak fiyat soruyormuş o apartmandaki diğer dairelere dadanıyormuş sarhoş müşteriler’

Tamam yani cinsel çeşitlilik, toplumsal cinsiyetin yerle yeksan edilmesi felan bunlar iyi hoş da yani meskun mahalde bu tür şeylere itiraz edilmesi de kimsenin zoruna gitmemeli. Kabul edersiniz ki hiç kimse yaşadığı apartmanın kerhaneye dönmesini arzulamaz. Sonuçta öyle bir yerin müşteri kitlesi belli. Sırf çokkültürcü politik fantezilerim uğruna ben yaşadığım yerin it, kopuk, sarhoş dolmasına müsamaha gösteremem mesela. Burada sözkonusu olan durum salt “trans bireylere karşı olan nefretin şiddet yoluyla tezahürü”nden ziyade “kamu güvenliği ve huzuru”nun toplum nezdinde marjinal tiplerce suistimal edilmesi sonucu oluşan bir tepkiye benziyor. Yani öyle “nefret söylemi var hııııııaaaaaağ” diye sızlanacak bir olay değil bu. Ha bir de olay bi raddeden sonra tamamen homofobi mitingine dönmüş olabilir tabi. Ama 14 yüzyıl önce yaşamış birinin ayı ikiye böldüğünü iddia eden, farklı cinsel yönelimlere sahip kavimlerin helak edildiğini telkin eden bir dine inanan insanların %99 olduğu bir ülkede yaşıyorsun. Bu tip insanların hele de toplu haldeyken akıl ve mantık çerçevesinde hareket edip sizin hoşgörüyle ilgili vaazlarınıza kulak asacağınızı zannediyorsanız epey yanılıyorsunuz. Madem içinde bulunduğun sosyal yapı için bir şeyler yapmayı bu kadar arzuluyorsun nefret söylemi diye yeni nesil sansürcülüğün yatağına su taşımak yerine o nefret söyleminin kaynak noktalarıyla mücadele etmeye cesaret etseniz pek iyi olur.

Duyarlı Olmanın Verimsizliği


Her insanın içinde bir peygamber uyuklar ve o uyandığında, dünyadaki kötülük biraz daha artar. Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği ânı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz. Çöpçüsünden züppesine kadar herkes, cinaî cömertliğinin kesesinden harcar; hepsi, mutluluk reçeteleri dağıtır; hepsi, herkesin adımlarına yön vermek ister: Ortaklaşa hayat, bundan ötürü tahammül edilmez bir hale gelir; insanın kendi hayatı daha da çekilmez olur: Başkalarının işlerine hiç karışmadığı zaman kişi kendi işleri için o kadar endişe duyar ki, kendi “benliği”ni bir dine çevirir, ya da tersten havarilik yaparak “benliği”ni yok sayar. Fiiliyatımızın kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır. Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik; eğer kıyaslamak, yaşamak’tan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi. Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir. Bütün fiiliyatımız –soluk almaktan imparatorluklar ya da metafizik sistemler kurmaya kadar– kendi önemimiz hakkında bir yanılsamadan, bilhassa da peygamberlik içgüdüsünden çıktığına göre, kendi hükümsüzlüğünü doğru bir şekilde görmesi durumunda, işe yarar olmaya ve kendini kurtarıcı gibi göstermeye kim çalışırdı ki?

Emil Cioran, Curumenin Kitabi

Ofkeli olmanizi, ilkeli olmaya cabalamanizi ve bir seyler basarma askinizi anliyorum, hatta bunu yer yer takdir bile ediyorum. Ahir zamanda icinizdeki peygamberin vaazlarinin onunuzdeki klavyeden bir caglayan gibi gurul gurul akmasini da bir nebze olsa da anliyorum ama gelin su sonraki bes dakika biraz farkli dusunelim.

Baslamadan once bir muphemlige aciklik kazandiralim: “Duyarci” olmak ile “Duyarli” olmak ayni sey degil. Duyarli olmak herhangi bir hususta hassasiyetlerin olaganustu bir sekilde ima edilmesi, gosterilmesi olarak ozetlenebilecekken; duyarci olmak hali hazirda var olan bir hassasiyeti ozgul amaclara kanalize etmek demek. Bu baglamda benim icin duyarci olmak ahlaken onaylanabilir ve son derece makul iken duyarli olmak ise sadece bir genclik eglencesinden ibaret. Ben hususi gayeler icin bazi insanlarin bazi hassasiyetlerinin kullanilmasini yadirgamiyorum, aksine karsi ciktigim sey tam olarak ilkeli, vicdanli ve onurlu durmayi ibadet haline getirmis modern zaman evliyalarinin kendileri ve bizatihi eylemleri. Kisisel olarak kendi onceliklerim icin halihazirda var olan kutleleri ya da hassasiyetleri kullanmakta ahlaki olarak bir sakinca goremiyorum, bunu bilincli bir sekilde yapanlara icten ice hayranlik da duyuyorum ama kendi davasini asan ya da kisisel olarak alakasiz meseleler uzerine ahkam kesip, bunun uzerine hassasiyet olusturan duyarlilari sadece useful idiots olarak goruyorum. Mesela guncel bir ornek vermek gerekirse Turkiye’nin halihazirdaki icler acisi durumunda Mustafa Sarigul ve turevlerinin desteklemeyi son derece akillica buluyorum cunku Sarigul benzeri kisilerin sahip oldugu kitleyi kendi kisisel cevremin amaclari icin mobilize edebilirim dahasi iyi bir iletisim agi kurulmasi dahilinde policy-making surecine bile dahil olabilirim. Benim icin Turkiye oncelinde en muhim problemler olan Sekularizm ve yuksek tuketim vergileri hususundaki memnuniyetsizligimi siyasal araclarla giderme yolunda Sarigul benim icin oldukca kullanisli birisi olabilir. Bu ugurda gayet bilincli bir sekilde yapildigi surece basariya giden yolda her turlu ajitasyonu ve manipulasyonu mesru goruyorum. Sarigul’un kazanmasi ve siradan insanlarin gozunde bir oneme sahip olmasi icin mitler ve kultler yaratmayi da son derece akillica bir hamle olarak goruyorum ama gel gelelim ki duyarlilarin yaptiklari eylemleri gercekten bu bilinc icersindeki gerceklestirdiklerini soylemek oldukca guc. Kaldi ki eger yarattigim Sarigul mitosuna ilk basta kendim inanirsam su beyfendiden bir farkim kalmamis olur sanirim. Oysa duyarlilar iclerindeki inanclarini, davalarini, genclik ateslerini ve kutsallarini herkese benimsetmek isteyen gafillerden ote bir ehemmiyete sahip degiller. Onlar acziyetlerini kendileriyle alakali olmayan problemleri diger herkese benimsetmeye calisirken gosterirler. Onurlu, ilkeli ve vicdanli bir durus sergilemekle takintili olduklari icin dunyadaki en asagilik ve kokusmus seyleri bile savunmayi kendilerine gorev edinirler. Burada duyarliligin psikolojisine girmeyecegim, sadece yaziyi tamamladiktan sonra gelecek alakasiz elestirileri bertaraf etmek icin yazdigim bu kismi burada sonlandiriyorum ama duyarli olmanin ardinda yatan psikolojiyi merak ediyorsaniz su yaziya goz atmak son derece faydali olabilir. Duyarli olmakla duyarci olmak arasindaki nuanslarin altini guzel bir sekilde cizdigiysek eger simdi duyarli olmanin nicin politik bir eylem/davranis olarak verimsiz oldugu meselesine gecebiliriz.

Duyarlilik verimsiz cunku duyarli olmak muhatabini dogrudan sarsacak bir guc iliskisi gelistermeyi engelliyor. Duyarliligin getirdigi haklilik ve vicdani ustunluk durumu reel guc iliskilerinde neredeyse sifir cekmelerine ragmen duyarlilarin davalarina var gucuyle baglanmalarina sebep oluyor. Duyarli olmak verimsiz cunku duyarlilik nesnesi olan konu, dava -ya da her neyse iste- stratejik adimlardan yoksun ve tamamen spontane bir sekilde kitlenin aldigi ruzgara gore degisen bir amaclar grubuna sahip. Bu esvapta duyarlilik reelpolitik dengelerden kopuk, kesin inancli ve hakliliklarinin su goturmez oldugunu dusunen kisilerin elinde guncel/artci gelismeleri okumakta oldukca sorun yasayan ve bir muddet sonra meselenin analiz boyutunda bir cuval inciri berbat etmeye kadar giden yolda masturbatif bir meze olmaktan fazla bir oneme sahip degil. Dahasi bu durum guncel politik sartlarda ise muhatabinin seni kaale almamasi icin yeterli bir koz olurken, uygun stratejik hamlelere sahip olmadigin surece goze batacagin icin karsit oldugun guc odagi tarafindan Gezi’de ve 2011’deki Internet eylemlerinde oldugu gibi “marjinal” olarak damgalanip politik arenanin legal sahasindan dislanman isten bile degil. Sanirim cok teorik oldu, birkac ornekle durumun ne olduguna bakalim.

ImageDun 19 Ocak 2007’de oldurulen gazeteci Hrant Dink’in olum yildonumu vesilesiyle Taksim’den Agos’a anma yuruyusu vardi. Dink’in ruhu sad olsun amma velakin onu anmaya giden eylemciler icin ayni seyleri soylemek pek mumkun degil. Bilhassa olaydan 7 sene gecmesine ragmen ve cinayetin faili belli iken Gulenist zerzevatin gazina gelip cinayet arkasinda kumpas ve mafyoz orgutler arayan kiymet-i harbiyesi kendinden menkul Hrant’in Arkadaslari adli grubun mesele uzerinden acik acik prim yapma amaci guden eylemleri, konuyla alakasiz zilyonlarca grubun meseleye dahli basit bir istihbaratla ve sorusturmayla cozulebilecek bir cinayeti karmasiklastirdi ve icinden cikilmaz bir hale burunmesine sebep oldu. Hrant’in arkadasi, yoldasi, seveni, fanatigi olmakla ovunen bir guruhun meseleye pozitif acidan yaklasmak yerine kendi kutsallariyla hemhal olup asiri hassasiyet gostermeleri 7 sene aradan sonra ellerinde kocaman bir sifirdan baska bir sey birakmamis gorunuyor. Hakli ve magdur olmaktan baska hicbir sermayesi olmayan bu duyarli guruh yeri geldi binbir tezviratla tezgahlanmis davalarda iktidar odaginin isine yarayacak sekilde meze oldu, yeri geldi ifade ozgurlugunu kullandigi icin oldurulmus bir adamin uzerinden kisisel masturbasyonunu yapmak isterken politik dogruculuk mahzenine mahkum oldu.

1996 yilindan beri kaybolan ogullarinin bulunmasini talep eden Cumartesi Anneleri de duyarliligin nicin verimsiz bir cozum yolu oldugunun en nadide orneklerinden biri. Hakli ve vicdanli olmaktan baska hicbir sermayesi olmayan bu grubun hicbir kosulda siddete basvurmama ilkesi ise sadece davalarinda ne kadar hakli olduklarini kendilerine ispatlamaktan baska bir ise yaramadi. Aradan gecen 18 senede buyuk basbakan RTE’den sembolik bir gorusme koparmak disinda hicbir yasal ve politik kazanimlari olmadi.

Keza Gezi eylemlerinin nicin basarisiz olmaya mahkum oldugunu ve de oldugunu Fanus baslikli yazimda irdelemistim. Duyarli olma fiilinin aktif olarak talep gordugu bir yerde meseleleri sarih bir sekilde analiz etmekten yoksun bireylerin birbirini atesleyen ve illuzyonda yasayan hayal objesi olmaktan baska bir vasiflari yok. “En etkili afrodizyak olan guc“u kavrayamamis duyarli kitleler politik acidan sadece ne kadar hakli ve vicdanli olduklari masallariyla birbirlerini pohpohlamaktan oteye gidemezler. Keza Gezi sonrasi artci dalga olarak gelen merdiven boyama eglenceleri, #dirensort senlikleri ve orantisiz zeka ornekleri de duyarlilik kisvesi altinda yapilan binbir sacmaligin en karikaturize hali olmasi yanisira duyarlilik fiilinin kendini rahatlatmak ve ofke bosaltmaktan baska bir ehemmiyetinin olmadigini kanitlamaktadir. Turkiye’nin hemen hemen her sehrinde spontane olarak gelisen ve genis katilim goren (sl)aktivist baskaldiri hareketleri yaklasik bir ay sonra tamamen goygoya donusup eve hicbir kazanimla donemezken; ulke nufusunun sadece %1’lik bir kismini olusturan Gulenistler ise cok kisa bir zamanda 12 senedir hicbir sekilde bilegi bukulmemis bir iktidara kok sokturmektedirler. Yuzlerce kitlesel protestonun, cumhuriyet mitinglerinin ve gezi protestolarinin yerinden bile oynatamadigi iktidar toplam populasyonun sadece minik bir kismini olusturan ama elinde guc bulunduran bir yapi karsisinda cil yavrusu gibi dagiliverdi.
Image

Meselenin vicdanlarin sesi ve hakli olmaktan ziyade gucle alakali oldugunu anlamak icin kah 200 bin rutbeli personeli bulunan TSK’nin icindeki asi bir subayin bir radyo binasini isgal ederek ulkeye hukmedisinin hikayesini kah vakti zamaninda “DEP’e oy vermeyenin tavugunu bile oldurun” diyen Abdullah Ocalan’in su anda herkesin ofke kustugu guc odaginin baslica muttefiki haline gelerek baris elcisi konumuna yukselmesinin hikayesine bakilabilir. Ocalan’in yaninda PKK da reelpolitik olarak 1980 sonrasi Turk Siyasi hayatina konjenkturel olmayan ve ozgun bir baskaldiri kulturu getirmis ve hakli olmanin degil guclu olmanin kendilerini felaha erdireceginin bilincine ulasmisti. PKK ilk kuruldugu andan itibaren “biz hakliyiz oyleyse elimizi pislige bulastirmayalim” ya da “hakliyken haksiz duruma dusmeyelim” diyerek degil can alip can vererek gunumuz reelpolitiginde kaale alinir bir aktor oldu. Acikcasi terorizm’in politik olarak farkindalik yaratmada duyarlilik ve aktivist hareketlere gore kat be kat daha verimli ve basarili oldugu kusku goturmez bir gercek. Bunun bir baska ornegini de yaklasik 150 yildir Batili degerlere karsi surekli eylem pozisyonunda olan Siyasal Islam’in sadece belirgin ve guclu bir siyasi aktor olarak 1990’larda terorist yontemlerle rustunu ispatlamasi sonucu dunyanin gundemine oturmasidir. Aslinda 19. yuzyil sonundan itibaren irili ufakli gruplarla moderniteye savas acan Siyasal Islam sadece hakikaten reelpolitige etki edebilecek guce sahip oldugu farkedildigi anda hot-topic olmayi basarabildi. Hatta El-Kaide sohretini biraz da Amerikali dis politika uzmanlarinin islami teroru 1990’larda genel olarak El-Kaide diye etiketlemesine borclu olabilir yoksa bugun El-Kaide olarak adlandirdigimiz olusumun altindaki orgutlerin ortak karar alarak birlesmeleri gibi bir sey soz konusu bile degildi. Bu cerceveden bakinca Suriye’de son gunlerde El-Kaide gudumlu gruplar arasinda cikan catismalarin sebebi de daha net anlasiliyordur sanirim.

Konudan kopmamak gerekirse gelin bir de madolyonun oteki yuzunden duyarliligin verimsizligi meselesine bakalim. Aslinda durumun ne derece vahim oldugunu entelektuel kamuoyunun sahip oldugu hassasiyetlerin bosa esen ruzgardan oteye anlam tasimadigini anlamak icin meselelere PKK saldirilari sonucu sehit olan insanlarin aileleri ve artci etkileri ustunden bakilabilir. Neredeyse halkin %90’una yakini son 25 yilda PKK icin tezyiflerini ve tahkirlerini eksik etmemesine ragmen bunun reelpolitige etkisi asla beklenildigi gibi sert olmamistir. Aksine elinde herhangi bir guc bulundurmaktan yoksun halk kutlesi sadece kitlesel hezeyanlarda, histeri krizlerinde kendi belli etmis ve siyasetin kendisine asla sirayet edememistir. Gectigimiz sene baslayan baris surecinin halkin buyuk kesiminin karsi cikmasina ragmen medyada ve siyasette etkin bir rolu olmayan PKK karsitlarinin binbir gurultusune ragmen hala suruyor olmasi da gucten yoksun herhangi bir hareketin etkisiz ve kaybetmeye mahkum oldugunun gostergesidir.

Duyarliligi verimsiz kilan bir baska husus da duyar objesinin bir nevi ortak mal olmasidir ki bu da bir muddet sonra common goods tragedy‘ye yol aciyor. Ortak bir mal olarak duyar objesi cogu zaman konunun tarafi olmayan ucuncu kisilerce suistimal edilecegi icin mesele bir muddet sonra asil amacindan sapar ve isin icinden cikilmaz bir hal alir. Acikcasi herhangi bir politik problemin magdurlari tarafindan savunulmasinda bir beis gormuyorum ama Edirne’de olan haksizligin Kilisliler tarafindan protesto edilmesi ne kadar sacmaysa bir konunun dogrudan magduru ya da tarafi olmayan birinin de bunu dava edinmesi kulaga ayni sekilde sacma geliyor. Bu baglamda LGBTQ aktivizminin, Turban yasaginin vs.’nin konunun taraflari disinda olan kesimlerin derdi olmamasi gerektigini dusunuyorum. Keza her cikar grubu kendi cikarini savunursa daha saglikli isleyen bir politik yapiya sahip olabilme ihtimalimiz daha fazla olur gibi duruyor. Ornegin evinin onunde dinsiz oldugu icin oldurulmus bir yazarin mezalimini bir muslumanin dert edinmesi bize politik dogrucu zevzekliklerle zaman oldurmek disinda bir sey sunmaz. Tam tersi sekilde gecmiste turbanlilarin haklarini savunan sekulerlerin aslinda sadece useful idiots islevi gordugu de zamanla ortaya cikti.

Adina ister duyarlilik ister politically correctness ister (sl)aktivizm diyin ama ben bu benzeri eylemleri bir tur hastalik olarak goruyorum. Duyarli olmak su raddeden sonra ne yazik ki cagimizin vebasi haline gelmistir. Peki kundaktaki bebekten bir duyarli ve eylem adami yaratan karanlik nedir? Ben bu mevzunun insanin icgudusel olarak putlara tapinma ve bir seylere inancla baglanmasiyla alakali oldugunu dusunuyorum. Insan her ne kadar dinden kopsa da bazi seylere inancla baglanmadan kolay kolay yasayamiyor. Aslinda bu zamana kadar bu ihtiyaci hep dinler karsiliyordu, son 200 yildir onun yerini ideolojiler aldi ve bugune kadar cesitli kollara serpilerek geldi. Duyarli insan sadece hassas degildir, ayni zamanda kendisiyle birlikte herkesin de ayni raddede hassas olmasini amaclar. Duyarli insan, bilgiye bir erdem olarak benimseme yerine onu herkesle paylasilmasi gereken bir mesaj olarak kullanir ve boylelikle kendisini toplumu iyiye, guzele yonlendiren bir vaiz olarak gormeye baslar. Duyarlilar ya da eylem adamlari yerlesik duzeni elestirmekten muazzam bir zevk alir; dayanismanin, orgutlenmenin ne kadar muhim oldugunu sik sik vurgularlar. Anaakim olani surekli elestirirler ama kendi ortaya koyduklari alternatif akim yerin dibine soktuklari ana akimin yanina bile yaklasamaz. Fazla uzatmadan metaforik olarak betimlemek gerekirse gunumuzde her duyarli bir nevi ikonoklasttir, yerlesik olan putlari yikip yerine kendi putlarini koyan Peygamber Ibrahim’den farksizdir cogu, hatta yeri gelir bu ugurda kendi Ismaillerini bile feda edebilirler.

İçgüdüsel olarak putlara taptığımızdan, düşlerimizin ve çıkarlarımızın nesnelerini kayıtsız şartsız şeyler haline getiririz. Tarih, bir Sahte Mutlaklar Geçidi’nden, bahaneler adına dikilmiş bir tapınaklar dizisinden, zihnin Gayri Muhtemel önünde küçülmesinden ibarettir. Dinden uzaklaştığında bile insan dine tâbi kalır; bütün çabasıyla tanrı benzerleri yaratır, sonra da benimser bunları ateşlilikle: İçindeki kurgu ihtiyacı, mitoloji ihtiyacı, apaçık gerçeğin ve gülünçlüğün üstesinden gelir. Bütün cinayetlerinin sorumluluğu tapma gücündedir: Bir tanrıyı yakışıksızca seven kişi, başkalarını da onu sevmeye zorlar, buna razı olmazlarsa onları yok etmeye de hazırdır. Hiçbir hoşgörüsüzlük, ideolojik taviz vermezlik veya din yayıcılığı yoktur ki, şevkin hayvanî temelini açığa vurmasın. Hele insan ilgisizlik melekesi’ni bir yitirsin: Potansiyel bir katil haline gelir. Hele fikrini tanrıya dönüştürsün: Bunun sonuçları sayılamayacak kadar çoktur. Ancak bir tanrı ya da tanrı taklitleri adına insan öldürülür. Bir doğruyu, kendi doğrusunu elinde bulunduran kişinin yanında şeytan bile epey soluk kalır. Neronlar’a, Tiberiuslar’a karşı adaletsiz davranıyoruz: Ayrılıkçılık kavramını hiç de onlar icat etmemiştir: Katliamlarla kendini oyalayan, çığrından çıkmış hayalciler olmuşlardır sadece. Hakikî katiller, dinî veya siyasî düzeyde bir ortodoksluk kuranlardır; mümin ile mezhep sapkını arasında ayrım yapanlardır.