Kategori arşivi: politically incorrect

Bağlantı

Reklamlar

Trans Bireylere Karşı Linç Girişimi


İstanbul Avcılar Denizköşkler Mahallesi Meis Sitesi’nin önüne gelen bir grubun transseksüellere karşı linç girişiminde bulunduğu öğrenildi. Gruptan, ‘Defolun buradan dönmeler’ ‘PKK’yla mı savaşacağız, sizinle mi?’ seslerinin yükseldiği ve bir ateş yakılarak tencere ve tavalarla transseksüellerin protesto edildiği alınan bilgiler arasında. Grubun emekli savcı olan sitenin yöneticisi tarafından galeyana getirildiği sanılıyor.

Bu haberin üzerine internet dediğimiz mecrada artık mynet okey’de bile rastlayabileceğiniz “duyarlı” ve “slaktivist” kişiler de artık temcit pilavından hallice olan “nefret söylemi suç sayılsın!!!” meselesi hakkında ahkam kesmeye hiç hız kesmeden devam ettiler. Bu menfur olaya karşı verilen tepkileri bir kenara koyup meselenin kendisine dönelim. Avcılarda söz konusu linç olayında translara karşı gösterilen muamelenin elbette kabul edilebilir veya tolere edilebilir bir yanı yok. Lakin birtakım LBTTQ aktisvistinin kamuoyuna “linçci” olarak sunduğu insanların translara şu noktada itiraz ettiği söyleniyor. İtiraz noktası da şu insanların: ‘Müşteriler kapıları şaşırıp, diğer apartman sakinlerinin zilini çalarak fiyat soruyormuş o apartmandaki diğer dairelere dadanıyormuş sarhoş müşteriler’

Tamam yani cinsel çeşitlilik, toplumsal cinsiyetin yerle yeksan edilmesi felan bunlar iyi hoş da yani meskun mahalde bu tür şeylere itiraz edilmesi de kimsenin zoruna gitmemeli. Kabul edersiniz ki hiç kimse yaşadığı apartmanın kerhaneye dönmesini arzulamaz. Sonuçta öyle bir yerin müşteri kitlesi belli. Sırf çokkültürcü politik fantezilerim uğruna ben yaşadığım yerin it, kopuk, sarhoş dolmasına müsamaha gösteremem mesela. Burada sözkonusu olan durum salt “trans bireylere karşı olan nefretin şiddet yoluyla tezahürü”nden ziyade “kamu güvenliği ve huzuru”nun toplum nezdinde marjinal tiplerce suistimal edilmesi sonucu oluşan bir tepkiye benziyor. Yani öyle “nefret söylemi var hııııııaaaaaağ” diye sızlanacak bir olay değil bu. Ha bir de olay bi raddeden sonra tamamen homofobi mitingine dönmüş olabilir tabi. Ama 14 yüzyıl önce yaşamış birinin ayı ikiye böldüğünü iddia eden, farklı cinsel yönelimlere sahip kavimlerin helak edildiğini telkin eden bir dine inanan insanların %99 olduğu bir ülkede yaşıyorsun. Bu tip insanların hele de toplu haldeyken akıl ve mantık çerçevesinde hareket edip sizin hoşgörüyle ilgili vaazlarınıza kulak asacağınızı zannediyorsanız epey yanılıyorsunuz. Madem içinde bulunduğun sosyal yapı için bir şeyler yapmayı bu kadar arzuluyorsun nefret söylemi diye yeni nesil sansürcülüğün yatağına su taşımak yerine o nefret söyleminin kaynak noktalarıyla mücadele etmeye cesaret etseniz pek iyi olur.

Ayarsiz Politikler


Sevgili Dekan Kagan, seckin fakulteler, aileler, dostlar, mezunlar, gizli servis ajanlari, sinif ajanlari, sinif insanlari, renk insanlari, renkli insanlar, boylu insanlar, yatay olarak kisitlanmislar, sacli insanlar, farkli takkeliler, optik olarak engelliler, kisitli bir sekilde gorebilenler, tam olarak gorebilenler, gorme fiilini gerceklestiremeyenler, avrupamerkezciler, afrikamerkezciler, Eurail’e sahip afrikamerkezciler, eksantrik olarak egimliler, cinsel isteksizler, seksi insanlar, seksist domuzlar, hayvan dostlarimizin yoldaslari, dunya dostlari, patron dostlari, gecici istihdam edilmisler, farkli istihdam edilmisler, farkli olarak secilenler, secme olanagina sahip insanlar, hisse senedine sahip insanlar, elden cikarilanlar, yapisokumculer, ev yapicilar, ev cocuklari, evsizler, gecici olarak barinak edinebilmisler, ve tanri bizi onlardan kurtarsin, kalici olarak barinak edinebilmisler.

Yale Universitesi’nin 1991 Haziranindaki mezuniyet toreninde Garry Trudeau’nun yaptigi kutlama konusmasinin politik dogruculugu elestirdigi acilis kismi

Dunyamizin halihazirdaki politik hengamesinde en gereksiz insan topluluklari olarak feministleri ve LGBTQ aktivistlerini goruyorum. Su halleriyle reelpolitige ve guncele hicbir etkisi olmayan sigir surulerinden baska bir sey olmadiklari gibi binbir turlu sacma tezviratla insanlarin hayatlarinin sonduruldugu dunyamizda manasiz, soyut, kapali cikarimlarla, kantitatif bulgulardan yoksun yol haritalariyla, gozu donmus linc kulturleriyle busbutun bir nefret halesi olmalarindan baska bir onemleri yok. Bu durum muhtemel ki cogunuza abartili ve provokatif gelecektir, bu nedenle buraya ugramadan once 5 Harfliler adli kollektif blogda 15 dakika gezinmenizi tavsiye ederim. PMS sancisindan muzdarip bir kizil kezban intikam tugayi neferi ya da yarragi tersten yiyince Irigaray olmus bir gafil degilseniz Feminizm adi verilen nefret ideolojisinin zihnimizi ne denli bulurlastigindan emin olmaniz icin bu gezinti pekala kafidir. Eger yeterli gelmediyse Feminizm hususunda TL;DR yazilarla vakit kaybetmeye devam edebilirsiniz. Unutmayin, siz her kosulda haklisinizdir. Kadinin ikinci cinsiyet olarak patriyarkanin hinc dolu carklarinin arasinda ezilme disinda islevi yoktur ve bunun gibi bir suru zirvaya iman ederek yakin gelecekte iyi bir reputasyonla Radikal Gazetesinde gunun en cok okunani olabilirsiniz.

political-correctness-political-correct-demotivational-posters-1350703428-resized-600.jpg

Kizilbaslari unutmusuz, bak sen 😦

Gelgelelim benim bu yazida hitap ettigim kitle ise politik dogruculuktan ve bilahare bilhassa feministler ve solcular tarafindan dikte edilen “soylem avciligi“ndan bunalmis kisilerdir. Bu insanlarin her gecen gun daralan ifade ozgurlugu cemberlerinin akibetinden korkup politik dogruculuk mahzenine itilmesine daha fazla katlanamazdim. Her gecen gun “X’e laf soyleme ozgurlugu ortuk/gizli Y’dir ve asla kabul edilemez” gibi sacma saptamalarla daralan bu cembere karsilik gelin biraz gerceklerle tanisalim ve bu son moda sansur cetesinin icinde oldugu cehaleti ifsa edelim.

Oncelikle toplumsal cinsiyet, ikinci cinsiyet, cinsel kimlik gibi pek cok altbaslikta asik atan Feministlerin insan iliskileri ve toplumsal duzen hususunda onarilamaz bir cehalet icinde olduklarini goruyoruz. 1968 kusaginin asi ruzgarlariyla birlikte devrim hirsiyla gozu donen bu guruh bununla birlikte mucadelesini hakli cikarmak icin kafalarinda ve sahibi olduklari universite kursulerinde birtakim alisilagelmedik teoriler sistemi oturttular. Kuskusuz bu insanlarin hemen hemen hepsi sekuler, sistem ve kariyerizm karsiti, var olan duzeni “hemen simdi” degistirme askiyla cabalayan ve -kendilerince- dogmatik olmayan bir kesin inanclilar grubuydu. Bu gruba gore evrensel bir insan dogasindan, genetik ve biyolojik olarak cinsel rollerden bahsetmek oldukca guctu. Insan dogarken bir tabula rasa idi ve onu sekillendiren bizzat yetistigi cevresiydi. Kadin ve erkek patriyarka adi verilen vahsi sistem tarafindan binlerce yildir ayristiriliyor hatta yetmiyor patriyarsik sistemin despotik aygitlari bu ayrismayi surekli yeniden uretiyordu. Bu degismeli ve yillardir “insa edilen” ve kokleri fallusun gucune dayanan bu toplumsal yapi yeniden insa edilmeliydi. Sadece ataerkiyle degil son 300 yilda gozde hale gelmis aklin ve mantigin ustun rolunun de sorgulanmasi gerektigini dusunen bu akim mensuplari, “degerden arindirilmis” yargilara ulasilmanin imkansiz oldugu hususunda hemfikirdiler. Kisacasi ustad-i muazzamlari Nietzsche’nin “hakikat diye bir sey yoktur, sadece yorum ve deneyim farkliliklari vardir” vurgusunun 20. yuzyil sonlarindaki sarsilmaz bekcileriydiler.

Yukaridaki paragrafta kisaca ozetini gectigim sey maalesef ki beseri ve sosyal bilimlerin son yuzyildaki isgalinin oykusudur. Peki hata neredeydi? Oncelikle toplumsal duzenin ve sosyal rollerin insa edilen ogelerden ziyade insanlarin ya da topluluklarin deneyimlemeleri sonucu binlerce yillik evrimsel surecin bir sonucu oldugunu biliyoruz. Cultural Studies ve Humanities ile kursulerinden ahkam kesen kustah ve bunak akademik tayfanin her seyi konstruktif olarak algilamasi zaten ilk basta analizlerinin basarisiz sonuclara ulasmasina sebebiyet veriyor. Toplumsal rollerin artificial oldugunu iddia eden Gender Studies esrafinin toplumsal rollerin kimse tarafindan icat ya da insa edilmedigini bunlarin binlerce yillik deneyimlenmis ve genlerce aktarilmis evrim surecinin sonucu olarak var oldugunu ve hala daha devam eden bir devinim halinde oldugunu bilmesi gerekiyor.

17. yuzyilin entelektuel kadinlari patriyarsiden o kadar da rahatsiz degilmis

17. yuzyilin entelektuel kadinlari patriyarsiden o kadar da rahatsiz degilmis

Solcular ve feministler soz konusu evrim olunca muhafazakarlari yobaz olmakla suclarlar ama gorunen o ki kendileri de evrim teorisi hususunda en azindan toplumsal duzenin ortaya cikisi baabinda onlardan daha az cahil degiller. David Friedman 2008’de toplumsal duzenin ortaya cikisinin evrimsel boyutuyla birlikte ortaya koyduktan sonra simdi asil kim Evrim’e karsi diye sormustu. 2008 belki cok erken gelebilir ama Iskoc Aydinlanmasi’nin onde gelen dusunurlerinden Adam Ferguson’a gore de toplumsal duzen insan dizayninin degil insanlarin planlanmamis eylemlerinin sonucuydu. Toplumsal duzeni insa edilme uzerinde okuyan 1960’larin yapisalci-insaci cocuklari haliyle her turlu olumsuzlugu ve kotucullugu de birileri tarafindan dizayn edilmis bu berbat sistemden biliyor ve onu kendi guzel dusleri yonunde insa edecegi kutlu gunleri ozlemle bekliyordu. Kaldi ki evrimin kurallarina gore yaklasik yuz bin yil daha beklemeleri gerekecekti. Gender Studies’la kafayi cizmis ekibe gore evrim boyunca insa edilme surecinde olusan cinsiyet farkliliklarini gene evrimin kurallariyla esitlemek ya da azaltmak mumkun ama bunu evrimin kurallarina gore yapmak isterseniz  yuzbinlerce yil beklemeniz gerekiyor ki 100 sene sonrasinin meselelerini bile konusmak abesle istigalken bu farkliliklarin minimize edilmesi uzerine koca kursuler kurmak angaryadan baska bir sey olmasa gerek. Gene birtakim solcu ve feministe gore insan dogarken zihinsel ve psikolojik olarak bostur, tabula rasadir ve onu toplum denen binlerce yillik onyargi ve cehalet sonucu bilincli bir sekilde illuminati tarafindan insa edilmis yapi yogurur ve onu erkek adi verilen canavarlara veya kadin adi verilen somurulen sinifi ikinci cinsiyet mensubu haline getirir. Tum bunlarin rivayet edilen bir hikaye gibi anlatilmasi bunlarin hakikaten masaldan ve bilimsel veriden yoksun olmalarindan kaynaklaniyor. Toplumsal duzenin uyesi insanlara hicbir sorumluluk yuklemeden, upuzun bir evrimsel sureci insa edilme uzerinden okuyan kulturel kuramcilarin her turlu kotu sonucun musebbibi olarak artik klise haline gelmis sistemi suclama kolayciligina kacmakta ise oldukca maharetli olmalarinin nedenini de artik biliyorsunuz. F.A. Hayek’e gore ise yapisalci-insaci kuramcilarin insan iliskileri ve sosyal roller uzerine olan bu naif ve animistik dusunceleri totaliter, sosyalist ve mudahaleci politik dusunce okullarinin en muhim karakteristigiydi.

Insanoglu onlarca yillik tecrubesini nesilden nesile aktararak bir medeniyet kurmustur ama bu basarisini olaganustu rasyonelitesinden ziyade yuzbinlerce yildir deneyimle birlikte evrimlesen kurallari ve pratikleri kilavuz edinerek genis kapsamli bir sekilde kendi ferasetini konusturmasina borcludur. Toplumsal duzeni evrimsel surece gore kavrayacaksak eger tum bu rollerin yuzbinlerce yillik deneyim sonucu olusmus kurallar dizisinin ve sosyal kurumlarin zimni bilgisinin gelecek nesillere aktarilmasi sebebiyle olustugunu bilmemiz gerekiyor. Bu meskut bilgi bilimsel olarak kanitlanmamasina ragmen askin olma ozelligini korumaktadir cunku basarisini insa surecine degil yuzlerce yillik deneme ve yanilma surecine borcludur. Insan yukarida bahsedildigi gibi bazi enstrumental kavramsallastirmalardan ziyade sarih bir muhakeme surecinin sonucu olarak su anda bulundugu yere varmistir.

Cinsel rollerin olusumu surecinde insaci aciklamaya simsiki sarilanlarin masa basi kuramcilari olmaktan baska bir onemi olmamasi bir yana bu teorisyenlerin rolativist metodlari ve anlasilmaz, bogucu kavramsallastirmalari ise beseri bilimlerde icinden cikilmaz girdaplara mahkum olmakla sonuclanmaktadir. Yapisalci ve muteakiplerinin akli ve mantigi yoksayip, insanin rolunu kucumseyen insaci yorumu hic olmadik durumlarin gorececilik perdesi altina itilip soyut mefhumlarla sihirbazcilik oynamaktan pek de farksiz gorunmuyor. Analojide hata olmasin; farkli acilardan bakinca Everest oldugundan daha yuksek veya alcak gozukebilir ama hakikat tek ve bir tanedir: Everest’in yuksekligi 8848 metredir.

Peki butun bu vaziyeti nicin bu kadar onemsiyorum? Dunyada sadece cok kisitli bir populasyonu ilgilendiren bu problemi nicin yaklasmakta olan mahkeme-i kubraymiscasina harlandiriyorum? Ne yazik ki turpun basi o kadar da ufak degil.  Julian Assange’in Feminizm’in Arabistan’i olarak niteledigi Isvec’te artik duyunca sasirmadigim bir baska entresanliga rastladim gecenlerde. Asagidaki ekran goruntusu olarak da yer alan habere gore gender studies kulvarinin en abuk tezleri bile muhim bir arastirma hususu olarak hukumet tarafindan bizzat destekleniyormus. Isvec’in diger Avrupa ulkelerine ve dunyaya bilhassa sosyal meselelerde ornek olarak gosterildigi goz onunde bulundurulursa dunyamizin halihazirdaki gidisata gore 20 yil sonraki hali Isvec’e bakarak anlasilabilir. Gidisat oyle ki Isvec onumuzdeki gunlerde feminist sebbihalarin istahlarini daha da kabartacak ve erkek egemen durusu yeniden ureten ayakta isemeyi yasaklayacak.

Sosyal demokrasi tikir tikir calisiyor

Sosyal demokrasi tikir tikir calisiyor

Bir baska husus ise internetlerde bolca paylasildigina sahit oldugum bir blog yazisi. Soz konusu yazida 19. yuzyil Feminizm’i New Left Review diskuruyla savunulmus. Katiksiz bir Feminizm savunusu uzerine artik cilki cikmis Fukocu iktidar cozumlemeleriyle bezeli, erkegin fiziksel gucuyle alegorik suslemeli bol ajitasyonlu ve huzunlu bir yukselis oykusu. Yesilcam dramlariyla buyumus Turk insani icin bir o kadar dramatik olmayabilir ama bu yaziyi okuyunca kendimi kadin cinsinin ezilen saflarina katilmamak icin zor tuttum. Oyle ki sozde evrimsel boyutuyla aciklanan kadin-erkek dikotomisinde seyregiden iktidar cozumlemeleriyle birlikte kendi cinsinizin caglar boyunca kadinlara cektirdigi eziyetlerin vicdan azabini zerrelerinize kadar hissediyorsunuz. Neyse bu kadar yeter gelelim 19. yuzyil feminizmi dedigim seye.

Screen Shot 2014-03-03 at 4.50.12

feminism-liberal-vs-postmodern19. yuzyil feminizmi simdiki radikal ama sozde degil ozde feministlerin ahvaliyle kiyaslayinca kulaga epey hos geliyor cunku 19.yuzyilda feministler postyapisalci soylem analizleriyle erkeklerin cukunu koparmaktan ziyade hukukun ustunlugu onunde kadin-erkek esitligini savunan kisilerdi. Bu nedenle ben onlari feminist olarak adlandirmaktansa kadin haklari savunucusu olarak etiketlemeyi daha makul buluyorum. Ilk feministlerden Harriet Taylor’in esi J.S. Mill’in felsefesi “bir insanin ozgurlugu geri kalan herkes karsi ciksa bile feda edilemez” uzerine kurulu iken 1960’lar sonrasi sekillenen Butler, Irigaray, Cixous uclusunun kollarinda buyuyen Feminizm ise kadin haklarindan ziyade soyut, masa basi teorileriyle gurultu kirliligi yaymaktan ve ifade ozgurlugunu kisitlayici adimlar icin basat rol ustlenmekten baska bir vazife edinmemistir. Bundan yaklasik bir sene once yazdigim ve yine feminist nefretini isledigim Ilerici Barbarizm adli yazida iyi feminist kotu feminist ayriminin bizi sadece politik dogrucu bir eblek haline donusturecegini, bu akimin hicbir nuvesine prim verilmemesi gerektigini belirtmistim. Zaten yukaridaki gorselden de anlasilacagi gibi Feministlerin patriyarkanin ya da onlara gore kotu feminist olan 19. yuzyil esitlikci ve liberal feministlerin sundugu gibi pastanin bir parcasinda gozleri yok, pastanin tumunu hem de hic olmadigi kadar kustah bir uslubu benimseyerek istiyorlar.

1620511_617487611640057_1842523077_n

Gunumuz feministleri tarafindan ballandirilan bir baska husus ise tecavuz. Onceki hususlardan farkli olarak maruz kalan kiside belki de hicbir zaman duzelemeyecek hasarlara yol actigi ve hayatinin geri kalaninin akisini degistirebilecegi icin oldukca muhim bir problem. Ne yazik ki feministler boylesine hassas bir meseleyi bile kendi ucuk kacik teorileri icin birer mezeden farkli gormemektedirler. Feministlerin olusturdugu yaygin kanaata gore kadin surekli tecavuz riski altindadir ve erkeklerin tek derdi fiziksel zorbaligini cinsel alana tasiyip kadini rizasi disinda cinsel iliskiye zorlamaktir. Hatta bazilari kantarin topuzunu oyle kacirmis olsa gerek ki, kadin beyaninin esas olarak alinmasinin olmazsa olmaz oldugu hususunda oldukca kendilerinden emin. En bastan beri feminizm’in sizi gerceklerden ve bilimsel bulgulardan uzak tutmak icin soyut kuramlarla zihninizi bulandirmaya calismaktan baska hicbir ehemmiyet ifa etmedigini anlatmaya calisiyorum. Tecavuzle ilgili bazi istatistiklere baktigimizda esasinda feministlerin meseleyi hic anlamadigi ya da hususi olarak carpitmaya calistigi uzerine hicbir suphemiz kalmiyor. Tecavuz genelde bir kadin problemi olarak yansitilmaya calisiliyor -ki degil, istatistiki bulgulara gore her 20 kadindan biri(%5) tecavuze ugradigini belirtirken bu oran erkeklerde ise her 21 kisiden biri olmus(%4.8). Yani aslinda her gun feministler tarafindan demoklesin kilici gibi basimizin ustunde sallanip duran tecavuz meselesinin pek cinsiyetle, iktidar cozumlemeleriyle, kadinin tarihsel ezilmisligiyle alakasi yokmus. Lezbiyenlerin kendi aralarinda tecavuz vakalari da feminist literatur tarafindan dimagimiza sokulan tecavuz kulturunun aslinda hic de oyle patriyarsik kollarin kendi iktidarini gayrimesru yollardan yeniden uretmesi(bu de ne demekse artik) manasina gelmiyormus. Pedofili vakalarinin %80’ine yakininda kadinlarin tacizin baslica faili oldugu gercegini goz onunde bulundurursak Feminizm’in iddia ettigi gibi meselenin pek de fallosentrik bir iktidar mucadelesi olmadigi asikar. Gecelim diger istatistiklere…

1964916_614392611949557_1148363169_n

Adi bir suc olarak tecavuzun cezasiz kalmamasi hepimizin ortak temennisi peki feministlerin oyle mi? Hayir, onlarin tek umursadiklari orada bir yerlerde uzerinden prim yapilabilecek tecavuz kurbanlarinin olmasi. Boylelikle kendi masabasi tevil ve kuramlarini tartismasi teklif dahi edilemez ayet-i kerime kiymetine tasimalarinin onu acilmis oluyor. Dunya’da polis tarafindan raporlanan tecavuz istatistiklerine baktigimizda ilk basta dikkatimizi ceken Feminizm’in Arabistani, Sosyal Demokrasi ve Ozgurlukler Cenneti Isvec’in listede ikinci sirada yer almasi oluyor. Feminen jihadistlerin bu kadar guclu oldugu bir ulkede oldukca sasirtici degil mi? Degil iste. Feministler tarafindan kadin beyaninin esas alinmasinin ne denli absurd sonuclara yol acabileceginin nicel gostergesi sadece. Dunyanin en muferreh ulkelerinden biri olan Isvec’te tecavuz kulturu(Bu da ne sikimse artik sanki cinayet kulturu, hirsizlik kulturu gibi bir sey varmis gibi)’nun bu denli yaygin olmasinin sebebi patriyarsinin artik dizginlenemez derecede azginlasmis olmasindan ziyade tecavuz taniminin oldukca genis tutulmasi ve beyanin her zaman kriminal olarak rapor edilmesi oldugu basit bir google taramasi ile ortaya cikarabileceginiz bir gercek.

Feministlerin en buyuk hobisi: Ruyada tecavuze ugramak

Feministlerin en buyuk hobisi: Ruyada tecavuze ugramak

The Air Force’un 556 davadaki sorusturmasinda tecavuz davalarinin %27’sinde kadinlar mahkemeden once yalan soylediklerini itiraf etmis. Daha da vahimi %60’i yalan ihbar verdiklerini mahkeme sirasinda kabul etmis.

Washington Post gazetesinin kesfine gore Fairfax kentindeki tecavuz davalarinin %40’i yalan ya da asilsiz imis. Yanlis ihbara yonelik guclu kanitlara ragmen, feministler mahkemelere ve kamuoyuna kadinlarin tecavuz hususunda yalan soylemeyecegini vurgulayarak baski yapiyormus. (Kaynak: http://www.warrenfarrell.org/TheBook/ )

Kadinin rizasi yokmus?

Kadinin rizasi yokmus?

Sadece tecavuz vakalari degil aile ici siddet vukuatlarinda da ihbarlarin ve suclamalarin cogunun duzmece oldugu yakin donemin epey tartisilan konularindan biriydi. Feminizm’in dayandigi tarihsel ve evrimsel aciklamalarin, kendini var ettigi tecavuz mitinin ve daha nice sayisiz firesini burada daha fazla saymakla vakit harcamayi gereksiz buluyorum.

Kadın ve erkek popülasyonları arasında istatistiki olarak kayda değer fizyolojik, nöropsikolojik, biyolojik farklar var. Bu farklar yoluyla kadın ve erkeğin soz konusu bilim dalları uyarınca farkli bicimlerde tasnif edilmesi pek de abes olan bir sey olarak gorulemez. Bu bilimsel gerceklerin isiginda radikal solcu ve feministlerin tezlerinin deneysel ve istatistiki cikarimlardan ziyade tamamen soyut, deneye tabi tutulmamis teorik kakofoniden ibaret oldugu gunumuzde daha da asikar gozukuyor.

“…Nobody cares about them [feminist academic writing]. That’s careerism. These poor women in academia have to talk this silly language that nobody can understand in order to be accepted, they think. If I read the word “problematize” one more time, I’m going to vomit. but I recognize the fact that we have this ridiculous system of tenure, that the whole thrust of academia is one that values education, in my opinion, in inverse ratio to its usefulness–and what you write in inverse relationship to its understandability.” – Gloria Steinem