Batı Düşmanlarının Karakteristikleri-2: Antikapitalizm


Amerika’nın liderliğindeki bu Batılı uygarlığın değerleri yok edilmiştir. Özgürlük, insan hakları ve hümanizmadan söz eden o nefret yüklü sembolik kuleler yok edilmiş, yanıp gitmiştir. – Usame Bin Ladin

Oksidentalizm, Avrupa ve İngilizce konuşan ülkeler hakkında ayrımcı ve yer yer insanlık dışı görüşlere yer veren ve genellikle batılı olmayan ülkelerdeki Batı karşıtlığını ifade etmek için kullanılan bir kavramdır. Başlamadan önce çok yapılan bir kavram kargaşasını düzeltmek gerekirse Oksidentalizm(Garbiyatçılık), Oryantalizm’in(Şarkiyatçılık) zıttı değildir. Oryantalizm, Batı’nın Doğu’yu çarpık bir biçimde algılayarak yanlış yansıtmasının genel adı iken çoğu zaman Doğu’ya getirilen eleştirileri baştan savmak için bir kılıf olarak kullanılmaktan ibarettir. Oksidentalizm ya da bir başka deyişle Garbiyatçılık, kısaca Batı düşmanlarının Batı hakkındaki tahlillerinin çarpıklığına odaklanır ama burada dikkat edilmesi gereken husus “Batı” kavramının coğrafi bir anlamdan ziyade manevi bir anlama sahip olmasıdır. Keza Şarkiyatçılıkta Doğu düşmanlarının Batılı olduğu vurgulanırken Oksidentalizm için aynı şey geçerli değildir. Az önce de bahsedildiği gibi Batı coğrafi bir betimlemeden ziyade bir kültürü ve uygarlık düzeyini temsil etmektedir. Bundan ötürü Avustralya ve 2.Dünya Savaşı sonrası Japonya sık sık Batı olmakla itham edilirken Oryantalizm’in Batılıların Latin Amerika üzerine olan çarpık düşünceleri için kullanılmasının mümkünatı yoktur. Oksidentalizm, Batı’nın kendi içindeki eleştirel çevrelerden çıkmış iken Oryantalizm için aynı şey söz konusu değildir. Bu ikisi arasındaki kavram kargaşasına bir nebze olsun açıklık getirebildiysek eğer Batı düşmanlarının belli başlı karakteristiklerini anlatabiliriz.

Oksidentalistlerin ikinci karakteristiği ise Kapitalizm karşıtı olmalarıdır (İlki için tıklayınız). Entelektüel hayatımızda ve reel politikte ilericisinden tut gericisine, sağcısından tut solcusuna, en totaliterinden en özgürlükçüsüne kadar hemen hemen herkes Kapitalizm karşıtıdır. Kapitalizm yanlılarına Sağ veya karşıtlarına İlerici adını vermek en basitinden sadece bir yanılgıdan ibarettir.

Hikaye edildiği üzere Batı bir endüstriyel devrim yaşamış ve bu da onu dünyanın başka köşelerindekinden daha zengin yapmış ama aynı zamanda da geçmişteki geleneksel tarım toplumundan köklerini kopartmıştır. Endüstrileşme bilim ve teknolojinin kesintisiz uygulanmasını gerektirir ve gerektirdiği için endüstri toplumunda nesnelerin akılcıl üretimi, onların nasıl işlediğini sebep-sonuç bağını soruşturmaya, bu toplumlar zorunlu olarak dünya pazarıyla uyumlu serbest bir ekonomiye ve laisizme yönelmişlerdir.  Bu modernleşme görüşü, geleneksel üretim şekillerinden ve dinden kopmaya çalışan ve bilhassa Batılı olmayan ülkelerin reform yanlılarına inandırıcı gelmektedir ve aslına bakılırsa bu görüşün haklılık payı yüksektir. Ne var ki ve ne yazık ki vardıkları sonuç onları tam tersine uç noktalara itmekte ve bu tip ülkelerde aynı şey kendilerine başkaldıran antikapitalist, köktendinci ittifakı için de geçerli olmaktadır. 

1930’larda Japonya’da Batı Modernizminin üstesinden gelme arzusu, sağ kanat şoven çevrelerde olduğu kadar Marksist entelektüeller arasında da son derece yaygındı. Batının çürümüş değerler sistemine ve iktisadi ekolüne bir tepki olarak doğan Faşizm ve Nazizm, öjeniks taraftarı ırkçılardan destek gördüğü kadar Marx’ın şakirtleri tarafından da alkışlanıyordu. Neo-conservativism’in kurucusu Leo-Strauss ile Yeni Sol’un peygamberi Herbert Marcuse’in tezleri de söz konusu Liberal Kapitalizm olunca birbirine paraleldi. Heidegger’in himayesi altındaki Marcuse, “Liberal hoşgörü baskı amacına yöneliktir” diyerek Batı toplumuna acımasızca saldırdı ki, onun bu argümanı 1930’ların Faşist saldırılarında da yankılanmıştı. Sorel’den etkilenen Antonio Gramsci, 1930’larda ortaya attığı Hegemonya teorisi ile adından çok söz ettirdi. Bu teoriye göre Liberal Kapitalizm, hakimiyetini sürdürmek için kendinden olmayanları ve emri altındakileri hegemonyası altına alıp, kendini yeniden üretmek zorundadır. Kuşkusuz Gramsci, Kapitalist üretim ve tüketim ağının asla kontrol veya manipule edilemeyecek kadar kompleks olan yapısını gözardı etmiş ve bünyesinde yaşayan akılcı insanları edilgen kılarak ilginç bir Faşizme kapı aralamıştır. Garip bir Nazi filozofu ve siyaset bilimcisi olan Carl Scmitt’in Kapitalist Modernizm’e yönelttiği eleştiriler, 1960’larda yükselen Batı karşıtı Yeni Sol için kutsal mahiyetindeydi.

Gelgelelim, bu kutsal antikapitalist ittifak hususunda adını anmamakla büyük hata yapacağımız bir kişi var. Bu kişinin ortaya attığı fikirleri kutsal metin olarak belleyen 20.yüzyıl cevval devletlüleri 200 milyon insanın ölümüne sebep olmuş ve pek çok insanlık vahşetinin müsebbibi olmuştu. Hepinizin bildiği gibi bu kişi Karl Marx’tan başkası değildi. Tıpkı Postmodernizm gibi Sosyalizm de gene Karl Marx’ın ifade ettiği şekliyle “bilimsel” olarak sanayileşmiş Batı Kapitalizminin göbeğinde doğmuştu. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da “burjuvazi kırsal kesimi şehirlilerin yönetimine bağımlı kıldı… Çok büyük şehirler yarattı… Barbar ve yarı barbar ülkeleri uygar olanlara muhtaç yaptı” diye yazdılar. Ve bu durumun küresel bir proleter ihtilali hazırlayacağını umutla öngörmüşlerdi. Marx aynı zamanda Kapitalizm karşıtlığını koyu bir ırkçılıkla süslemişti. Bir hahamın zehir zemberek torunu olan Marx bir zamanlar şöyle demişti: “Para, İsrail’in, kendinden önce gelen hiçbir Tanrı’yı kabul etmeyen kıskanç Tanrı’sıdır. Para insanoğlunun bütün Tanrılarını alçalttığı gibi onları birer emtia haline getirir.” Marx ayrıca, “Tahvil Yahudi’nin asıl Tanrı’sıdır” demiştir. Buna benzer antisemitizmle yoğrulmuş servet düşmanı ifadeler sadece Marx’a özgü olmamakla birlikte Holocaust öncesi pek çok solcu münevver tarafından içtenlikle sahipleneliyordu. 19. yüzyılda Anarşizm’den tut Fabian Sosyalistlerine kadar hemen hemen her antikapitalist hareketin diline antisemitizm kadar yerleşen başka bir şey daha yoktur demek yanlış olmaz. Marx’ın kendi dönemindeki entelektüel rakibi Bakunin’den, ılımlı Fabian sosyalistlerinin kurucu babalarından H.G. Wells’e kadar geniş bir yelpazede bu rezalet üslup kabul görüyordu. Aynı zamanda böylesi bir dil kullanımı, daha sonra da belki içlerinden bazıları İslam’ın kutsal metinlerini okumadan Marx’ın metinlerini okumuş bazı radikal İslamcılar tarafından da benimsenmiştir. Kim bilir belki de Adolf nam bir Germen çıkıp da tüm Yahudi’lerin kökünü kazımak gibi bir çılgınlığa girişmeseydi belki de etrafımız hala Yahudi’lerin ne denli burjuva köpeği olduğunu anlatan antikapitalist fikir tacirleriyle dolu olurdu.

Entelmiş gibi çek panpa!

Batı’yla ilişkilendirilen burjuva kapitalizmi sık sık karşı cephedeki materyalistler ve dincilerce fetişist olmakla suçlanmaktadır. Dinci Oksidentalistler Batı’nın paraya ve emtiaya tapışını paganların ağaçlara ve taşlara tapışıyla eşdeğer görüp asıl bağlanılması gereken ruhsal düzenden çok uzak bulurlar. Hakeza Marksistler de kapitalist emtia tapınışını dinin aldatıcılığına benzetirler. Bazı İslamcı Oksidentalistler ise din ile Marksizm’in karmaşık bir füzyonunu oluşturarak değişik görünümde bir Batı karşıtlığına bürünmüştürler. Bu tip Oksidentalistlere en güzel örnek İran Devrimi’nin entelektüel öncüsü Ali Şeriati’ydi.  Şeriati, piyasa fetişizmi gibi Marksist temaları Batı’nın İslamcı eleştirilerine uygun bulmuştu. Şeriati Batı’ya pek çok kötülük atfetmiştir ve emperyalizm, enternasyonalizm, Siyonizm, kolonyalizm, çok uluslu şirketler ve benzerlerinin Batı’nın büyüsü altındaki memleketler tarafından ithal edildiğini söylemiştir ama bütün bunlardan da kötü olan “Garbzadegi“dir, yani Batı kültürünün körü körüne, aptalca, sahiplenilmesi. Elbette Şeriati’nin antikapitalist vizyonu ve Marksizme yaklaşımı arasında çelişkili bir tutum söz konusudur. Şeriati, Marksizmi toplumun analizi için bir araç olarak kullanmakta ve Marksistleri dinsiz kafirler olarak görmektedir ama onu Marksizm’den ayıran taklit olduğu kadar aslidir de. Taktik açıdan kitlelerin sadece büyük sevgi ve saygı gösterdikleri bir ideolojinin yardımıyla kazanabileceklerini düşünüyordu; yani dinle. Ne var ki Marksistlerin mecazi olarak düşündükleri fetişizmi o gerçek bir radikal Şii olarak hakiki putperestlik olarak görüyordu.

Kapitalist Modernite’nin bir başka boyutu olan şehirleşme karşıtlığı ise fikirleri pek çok çılgın devrimciye realist bir veçhe kazandırmış olan Mao’da vücut bulmaktaydı. Burjuvazi Batı’dan nefret eden herkes için, Maoizm kapitalist yabancılaşmadan, şehirleşmenin getirdiği çöküşten, Batı emperyalizminden, bencil bireycilikten, soğuk akılcılıktan, modern kural tanımazlıktan kurtuluşu ifade ediyordu. Mao’nun aydınlığında insani bağlar yeniden kurulacak, hayat yeniden derin bir anlam kazanacak ve insanlar yeniden güzel, mutlu günler için bir inanç sahibi olacaktı. Mao, kendini bütün Üçüncü Dünya’nın öncü savaşçısı olarak görüyordu. Hakeza Mao’nun batılı sempatizanlarının gözünde yeri de pek farksız değildi. Mao’nun ana hedefi “Batılı” şehirli burjuvaziydi. 1951 sonbaharında burjuva kapitalistlere ve entelektüellere karşı bir dizi kanlı kampanyayı uygulamaya koyuldu. Mao’ya göre entelektüeller burjuva ideolojilerinden, özellikle de bireysellikten ve Amerikan yandaşlığından temizlenmeliydi. Bu entelektüellerin küçük bir kısmı çalışma kamplarına yollanırken en büyük suçlular ise yakalandıkları yerde infaz edilmişlerdi. Şehirli orta sınıfa yapılan saldırılar on yıldan fazla sürmüştü. 1955’te Mao’nun parti liderlerine verdiği nutuk, vahşi Marksist-Leninist belagatin içine gizlenmiş olmakla birlikte Şehir’in sütunlarını yıkmak isteyen başka devrimcilerin ortak nefretini de paylaşmaktaydı:

Biz bu konuda bir hayli kalpsisiz! Bu konuda Marksizm gerçekten de acımasızdır ve pek az merhamet gösterir; çünkü emperyalizmi, feodalizmi, kapitalizmi ve küçük üreticiyi çizmeleri altında yok etmeye şartlandırılmıştır. Bazı yoldaşlarımız çok yufka yürekli, yeteri kadar katı değil, bir başka deyişle Marksist değil. Burjuvazinin ve kapitalizmin kökünü kazımak çok iyidir hatta müthiştir… Bizim amacımız kapitalizmi yok etmek, onu dünya üzerinden silmek ve onu geçmişin bir özelliği kılmaktır.

Bir başka Antikapitalist Oksidentalist ideolojik yönelim ise Baasçılık idi. 1930’larda ve 1940’lardaki Faşist rüzgarlarla Arapların “organik” topluluğu romantik nostaljisinin bir sentezi olarak şekillenmişti.  Panarabist bir oluşum olan Baas’ın esas düşmaı Avrupa koloniyalizmiydi. Fakat her zaman olduğu gibi, Batı’yla Avrupa’da ortaya çıkan düşünceler de Baasçılık için ciddi bir tehlike arz etmekteydi tıpkı Japonya’daki radikal milliyetçiler gibi…

Çok eziliyoruz kardeş!

Gene bir başka antikapitalist oksidentalist ise Frantz Fanon’du. Şiddetin kurtarıcı rolünü öven Fanon, İtalyan Faşist ve Bolşeviklerinin hayran olduğu mühendis ve sosyal teorisyen Georges Sorel’in varisi olarak görülmekteydi. Fanon’un şiddet anlayışı Kızıl Khmer’ler, Che-Castro orkestrası, Tamil Kaplanları, FKÖ ve PKK gibi pek çok terör örgütü ve katliamcı oluşuma ilham vermişti. Ali Şeriati, Fanon’un kitaplarını çevirerek İran Devrimi’ne ilham vermişti. Jean Paul Sartre, Fanon’un Yeryüzününün Lanetlileri kitabı için ötekileşmiş vicdanların sesi olduğunu belirtmişti. Fanon’a göre entelektüel olarak kendine yabancılaşma da burjuvazi Batı’nın ezilenlere uyguladığı bir dayatmaydı. Marcusevari bir özgürleşmeci kuramla insanın yeniden kendi benliğini kazanmasının ve kendini arındırmasının ona yaratıcı ve özgün bir kimlik kazandıracağını söylüyordu. Fanon’un gerek 1950’lerde çıkardığı Siyah Deri kitabında gerek 1960’larda popüler olan Yeryüzü Lanetlileri kitabı o zamanlar için güncel ihtiyaçlara cevap veriyordu, ha bir de üzerine Fanon’un kendisinin de dervişane bir hayat süren bir Kuzey Afrikalı olması onu doğrudan sömürülenlerin kalesinden yükselen isyan dalgasının başına oturttu. Zaten 1960’larda Afrika’da ve Asya’da pek çok antisömürgeci hareket onun “kurtuluş” reçetesini kullanmışlardı. Romantik liberaller ve solcular tarafından görmezden gelinir hatta dahası bu durum kitaplarından etkili pasajlarla kahramanlaştırılmıştır. Fanon “şiddet”i öylesine kutsadı ki sistemin bir aktörü olmak isteyen ezilenler için tek çıkış yolu olarak gösterdi. Şu anda çeşitli gerilla mücadelesi yürüten hareketlere sempati besleyen solcuların üslubu tamamen Fanon’un mirasıdır. İronik bir not düşmek gerekirse; Fanon Lösemi’ye yakalandığında ise hayatı boyunca savaştığı vahşi Batı uygarlığının bir kurumu olan CIA Tunus büyükelçiliğiyle irtibat kurarak daha iyi şartlarda tedavi olması için çaba sarf etmiştir.

Aslında en karakteristik Batı düşmanı ve sosyalist olmaları hasebiyle burada Nazilerden de bahsetmek isterdim ama gerek Naziler üzerinden sosyalist bir antikapitalizm örneği türetmek yazıyı yerli yersiz yere çekebileceğinden gerekse basit bir Google taraması ile rahatlıkla benzer şeylere ulaşabileceğinden buna gerek duymadım. Günümüz Antikapitalizm’i genellikle Marksist nüvelerden beslenirken; bunların pek çoğu ulusal, dini veya ırki hasletlerle kaynaşmış eklektik bir yapıya sahiptir. Antikapitalizm, her ne kadar yer yer haklı çıkış noktalarına sahip olsa da çoğu kez Batı ve onun kazanımlarına düşmanlığın adından öteye geçememiştir. Bitirişi ise adet olduğu üzere bir Oksidentalist ve Antikapitalist olan Ted Kazcynski’nin “Unabomber Manifestosu”ndan Batı ve Kapitalizm düşmanlığı üzerine bir pasajı alıntılayarak yapıyorum:

Solcularda, güçlü, iyi ve başarılı imaja sahip her şeyden nefret etme eğilimi vardır. Amerika’dan nefret ederler, Batı uygarlığından nefret ederler, beyaz erkeklerden nefret ederler, akılcılıktan nefret ederler. Solcuların, Batı’dan vb. den nefret etmek için öne sürdükleri nedenler, gerçek nedenleriyle aynı değildir. Batı’dan, savaşçı, emperyalist, cinsiyetçi vb. olduğu için nefret ettiklerini SÖYLERLER; ancak aynı hatalar sosyalist ülkelerde veya ilkel kültürlerde ortaya çıktığında, bir solcu onlar için bahaneler bulur veya en iyi koşulda, İSTEMEYEREK bunların varlığını kabul eder ve büyük bir ATEŞLİLİKLE bu hataların Batı’da da bulunduğunu belirtir (ve genelde çok abartır). Böylelikle, açıktır ki, bu hatalar, bir solcunun Amerika ve Batı’dan nefret etmek için gerçek nedenleri değildir. O, güçlü ve başarılı olduğu için Amerika ve Batı’dan nefret etmektedir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s