Elmayla armut birbirine karışırken..


Birgül Ayman Güler ismini malum olay olmadan önce ilk kez geçen sene duymuştum daha doğrusu görmüştüm. Yordam Kitap’tan çıkan Siyaset Bilimi derlemesinin “Yeni Sağ”la ilgili kısmında okuma önerisi olarak Güler’in “Yeni Sağ ve Devletin Değişimi: Yapısal Uyarlama Politikaları” adlı eseri önerilmekteydi. Konuyla ilgili olmam hasebiyle acaba bu kadın kimin nesi neyin fesiymiş diyerek Google’da aradığımda her ne kadar eserin kendisine ulaşamasam da Yeni Sağ’la ilgili yazılmış hemen hemen her eleştirel yapıta referans olduğunu gördüm. Sonrasında da merakım sönümlenince Güler’in “takoz sol”un bir başka çılgın akademisyeni olduğunu düşünerek kendi içimde Güler defterini kapattım.

Ocak ayının sonlarına doğru malum “Türk ulusu-Kürt milliyeti” olayı olduğunda ise bu tip olayların hemen hemen her gün çevremizde gerçekleşmesi hasebiyle “hımm sanırım gene birisi halkın sesi olmuş” şeklinde düşünerek meseleyi fazla önemsemedim. Sonrasında ise kendilerine ağızda sakız edilecek konu arayan alternatif medya ve artık kafa ağrıtan ezberleriyle ahkam kesme meraklısı sol liberallerin meseleyi uzatması üzerine acaba ne olmuş da bu kadar üzerine gidilmiş diyerek haber sitelerinde fink attığımda bu abartının sebebini anlamam geç olmadı. Malum sözleri eden kişi bir CHP’liydi. Ben olayı ilk duyduğumda böyle bir sözü herhangi bir partinin temsilcisinin edebileceğinden şüphem olmadığı için sözlerin sahibinin partisini pek önemsememiştim (kaldı ki eğer gerçekten art niyet aranacak bir söz varsa bunlardan birini de o sıralar Sırrı Sakık etmişti) ama gelin görün ki yurdum sol liberalleri bu nüansı kaçırmamış olsa gerek ki en uçuk fikirlerini dahi meşrulaştırmak için toplum/halk’ı kullanan bu insanlar bir meşrulaştırma aracı olarak gördükleri halkın ezici bir çoğunluğunun düşüncesini biraz öfkeli bir şekilde dile getirmiş bir parlamentere edilmedik laf bırakmıyordu. Gelgelelim beni asıl şaşırtan o sözleri eden kişinin aylar öncesinden  rastladığım ve enternasyonalist sol yayınevlerinden kitapları çıkmış, referanslara yer verilmiş bir sosyalist olmasıydı. Olayların sonrasında Güler’in Meclis’teki basın toplantısını izlediğimde kendisinin her gün sağda solda duyduğumuz türden ırkçı sözler etmek bir yana sosyal bilimlerde ciddi bir yer kaplayan ve Anayasa tartışmalarında da  en hararetli tartışmalara sahne olan “yurttaşlık kuramı”nın altını çizdiğini görünce meselenin kapanacağını düşünmüştüm ama o da ne ezberci sol liberallerimiz ve itaatkar muhafazakarlarımız Güler’i özür dilemediği için yerden yere vuruyorlar ve üstüne üstlük “işte cehape zihniyeti budur” demenin verdiği rahatlıkla meseleyi hiç olmadık şeylerle ilişkilendiriyorlardı. Beni asıl endişelendiren ve kızdıran ise Güler’i her fırsatta horlama merakı güden pseudo-entelektüellerin ulus ve milliyet arasındaki sosyolojik ayrım hususunda tek kelime etmemeleri oldu. Aslında bu yazıyı bu olay ilk patladığı sırada yazacaktım ama bir türlü fırsat bulamadığım için öylecene kaldı ta ki Umut Özkırımlı’nın Güler hakkındaki şu yazısını okuyana kadar.

Uluslaşma ve milliyetçilik gibi konularda güzel çalışmalara imza atmış ve Smith, Hutchinson gibi milliyetçilik üzerine devasa kitaplar yazmış otörlerin övgüsünü almış olması hasebiyle Özkırımlı’ya yönelik geliştirdiğim hayranlık; yukarıdaki yazısından sonra kayboldu. Üstüne üstlük ulus ve milliyetçilik üzerine en azından bir sosyal bilimciye yaraşır şekilde konuşmasını beklediğim biri olan Özkırımlı’nın sol liberal heveslere kendini kaptırarak “işte cehape zihniyeti budur”cular kervanına katılması üzerine onun ve nicesinin bahsetme gereği bile duymadığı birtakım noktaları dillendirme gereği duydum. Söz konusu meselenin özünden ve bağlamından koparılarak tamamen bir sidik yarışı ve birbirini faşist ilan etme yarışına dönmesine kepçeyle desteklerini sunan Özkırımlı gibiler de umarım bu satırları okuyup utanır. Az sonra yapacağım ve Güler’in de aslında altını çizdiği ırk, milliyet-etnisite, millet ve ulus ayrımlarının pek çoğunda Özkırımlı’nın kitaplarından faydalandığımı belirteyim. Kendi yazdığı kitaba dahi hakim olamamasının utancı ona yeter de artar diye düşünüyorum.

Her ne kadar Türkçe’de hepsi birbiri için kullanılsa da ulus, milliyet, ırk ve millet akademik anlamda farklı anlamları ihtiva etmektedirler. Zaten Güler’in malum meclis demecinde biraz öfkeli bir şekilde dile getirdiği “Türk ulusu-Kürt milliyeti” ayrımı da Güler’in ırkçı, kafatasçı ve faşist bir zihniyete sahip olmasından ziyade bu kavramlar arasında bulunan nüanslara dikkat çekmekti. Neyse daha fazla uzatmadan bunların aralarındaki farklılıklara geçelim.

Irk, gruplar arasındaki anatomik, kültürel, etnik, genetik, coğrafi, tarihi, dilsel, dini veya sosyal farklılıklara göre insan türünün sınıflandırılmasıdır. Kavram 17. yüzyıldan itibaren bazı ulusların fiziksel özellikleriyle ilişkilendirilerek kullanılırken 20. yüzyıldan itibaren taksonomik bir anlam kazanarak insan topluluklarının fenotiplere göre genetik olarak farklılığını belirtmek için kullanılagelmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilhassa 1960’larda insan hakları oluşumlarının ve anti-kolonyal hareketlerin yükselişe geçmesiyle paralel olarak ırk kavramı sosyal bir yapı anlamında kullanılmaya başlanmıştır. Venter ve Collins’in yaptığı araştırmalara göre insan genomunun haritalandırılmasıyla ulaştıkları sonuç insan cinsinin %99’unda sadece %1 ila %3 arasında farklılık olduğunu tespit etmişler ve böylelikle ırkın sosyal bir kavram olduğunu belirtmişlerdir. Irk kavramı sosyal bilimler içerisinde hala bir nebze de olsa müphemliğini korurken antropologlar ve evrimci bilim adamları tarafından sosyal ögelerden ziyade genetik farklılıklara göre gruplanmış topluluklar olarak ele alınmaktadır.

Etnisite, ortak bir kültüre ve milliyete/uyruğa dayanan topluluğun sosyal olarak kategorize edilmesinden ibarettir. Hepsi bir arada olmamak koşuluyla etnisite ortak soyu, dış görünümü, mutfağı, giyim-kuşam geleneğini, tarihi, dili, şiveyi, dini, sembolleri, geleneği ve pek çok kültürel faktörü kapsar. Etnik kimlik, ortak bağlılıkları pekiştirerek diğer gruplarla aradaki farkı belirginleştirmenin bir aracısı olmuştur. Sıklıkla karıştırılmasına ve birbirlerinin yerine kullanılmasına rağmen etnisite ve ırk aynı şeyler değildir buna mukabil aralarında net bir sınır da yoktur. Berkeley Üniversitesi’nden Raman Grosfoguel’e göreyse “ırklaştırılmış etnisiteler” ve “etnisiteleştirilmiş ırklar” bulunmaktadır.

Ulus, fiziksel olarak sınırlanmış ortak bir bölgede yaşayan, bir devlete yurttaşlık bağıyla aidiyet duyan çok etnili topluluğa verilen addır. Ulus tabiri etnisite gibi ortak kültüre ve tarihe referans verir ama aynı zamanda kendiliğinden oluşmuş bir şeyden ziyade kurumlar tarafından desteklenerek yaratılmıştır. Ulus yaratılmış, seküler bir kavramdır, ulusu oluşturan bireylerin dini inançları ya da yaşam biçimleri, o ulusta oluşlarına bir halel getirmez. Örneğin, ulus “içindeki” bir birey, ateist ya da dinsiz olabilir, dinini değiştirebilir daha önce o ulus içinde bulunan hiç kimsenin benimsemediği bir dini benimseyebilir yeni bir inanç yaratabilir ancak hala o ulusun bir parçasıdır.

Millet ise çoğu yerde ulus, etnisite veya yer yer ırk anlamında kullanılsa dahi özünde topluluklar arasındaki yaptığı ayrım dini bir karaktere sahiptir. Çok etnili bir millet mümkündür ama çok mezhepli veya dinli bir milletten söz etmek imkansızdır. Millet kelimesinin dini muhteviyatıyla ilgili en güzel kullanım Osmanlı Devletinde farklı dinsel grupları tanımlarken kullanılmasıdır (Rum milleti, Ermeni milleti, Yahudi milleti vs.).

Mesele üzerindeki kavram kargaşasına bir nebze açıklık getirebildiysek eğer tekrar Güler olayına dönebiliriz. Ulus ve milliyet ayrımından dahi bihaber olan kişilerin Güler’in anayasal vatandaşlık bağlamında yaptığı ayrımı anlayabilmelerini beklemiyorum. Benzeri konular üzerine yaşanan herhangi bir ikilemde veya aykırılıkta başını sol liberallerin çektiği bu sözde-entelektüel kitle “faşist”,”ırkçı”,”kafatasçı” gibi hakaretleriyle fikirsel mastürbasyonunu fırsat buldukça yapmaktadır.

Sol’un kendi içerisindeki tartışmalardan mümkün mertebe uzak kalmaya çalışırım ama gene de meseleyle alakalı olduğu için birkaç cümle de olsa sarf etmek gerekiyor. Türkiye Solu 1980 sonrası kendisine kitle desteği bulamadığı için ulusallığı ön planda tutan ve halihazırda ciddi bir oy potansiyeline sahip olan PKK’ya endeksli Kürt sosyalistlerine angaje oldu -kaldı ki Kürt sosyalistleri de seçim barajı sebebiyle 1980’lerin sonunda Türk sosyal demokratlarıyla işbirliğine gitmiş ve söylemlerindeki aşırılığı kırpmaya çalışmışlardı. Türk Solu’nun Kürt hareketine olan bu eklemlenmesi onlara enternasyonel bir nitelik kazandırırken söylemlerinde de sık sık bunu vurgulamaya dikkat ettiler. Buna mukabil kürt hareketine yamanan sosyalistlerdeki enternasyonalizm vurgusu yerini pek çok kez ulusallığa, yerelliğe, milliyetçiliğe referans veren sola küstahça burun kıvırmaya bıraktı ama enternasyonalist solcuların atladığı çok mühim bir nokta vardı ki dünyada halihazırdaki sosyalist hareketlerin ve ülkelerin ezici bir çoğunluğu ulusallığı, yurtseverliği veya milliyetçiliği kendilerine rehber edinmekteydi. Geçtiğimiz günlerde hayatını kaybedince ardından yas tutulan Chavez’in Bolivarcı sosyalizmi, Che ve Castro’nun Küba’daki sosyalizmi, Arap sosyalizmi, Juche rejimi, Sovyet ve Çin tecrübeleri göstermiştir ki her ne kadar entelektüel sosyalistler ısrarla aksini vurgulasa da Sosyalizm’in ulusallıkla çok güçlü bir bağı vardır. Kaldı ki şu anda ulusallığı ve yurtseverliği yerden yere vuran sol liberallerin çoğu 1980 öncesi Kemalizm’i rehber edinen devrimci hareketlerin üyesiydiler. Bugün arkasından ağıtlar yakılan Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi 80 öncesi solcularının hepsi sosyalizmin ulusallıkla olan bağının defaatle altını çizmişlerdi. Bu nedenle Sol’un ekonomik temelli olmayan ayrılıklarının ciddiyetten yoksun olduğunu ve kakofonik durumlar yaratmaktan öteye geçemediğini düşünüyorum. Mücadele vurgusunu sınıf savaşından ziyade ezilenlere kaydıran Yeni Sol’un “ulusallık”la flört eden Sol’a çemkirmesinin ise küstahlık olduğunu düşünüyorum.

Faşizm, konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir kaidesinden hareketle olsa böyle açıklamalardan nefret ederim ama Birgül Ayman Güler’e herhangi bir sempati beslemiyorum. Buradaki amacım Güler’in sol liberal ezberlerle veya muhafazakar küstahlıklarla “faşist” ilan edilmesinin haksız bir itham olduğunu aksine Güler’in onu faşist veya ırkçı ilan eden sosyalistlerden pek de farkı olmadığını anlatmaya çalışmaktı. Birgül Ayman Güler, her ne kadar anayasal yurttaşlık kavramı gibi birtakım hususlarda enternasyonalist solcularla pek anlaşamasa da özünde sosyalist biri zaten kendisi de kendini sosyalist olarak takdim ediyor. Pek basit sayılmasa da alakasız bir yurttaşlık olayı olmadan önce kendisinin pek çok mecmuada solcu olduğu vurgulanırken ulusallıkla pek de bağı olmayan imge ve yordam yayınevleri tarafından da kitapları basılmaktaydı. Kürt hareketine angaje olmuş Sol, ezberci tanımlarla yakışıksız bir şekilde kendisine saldırsa da Güler daha önceki çalışmaları ve kendini tanımlama şekliyle bir sosyalisttir, faşist veya ırkçı değil.

Birgül Ayman Güler hakkındaki kişisel kanaatim kendisinin sosyalizmin ulusalcılğa angaje olmuş versiyonunu temsil etmesi, Yeni Sağ hakkında temcit pilavından hallice sağdan soldan aparılmış tahliller içeren eleştirel tezleriyle meşhur olması ve Jürgen Habermas için “Küresel emperyalizmin felsefecisi” demesi sebebiyle pek de olumlu değil ama sırf Ocak ayının sonundaki malum TBMM konuşması yüzünden kendisi hiç olmadık sıfatlarla anılmayı kesinlikle haketmiyor.

Sol’un kendi içerisindeki kuru gürültüden ibaret ve binbir kavram kargaşasıyla piç edilmiş ayrılıkları için çok sevdiğim bir söz var:  “You are all bunches of a socialist

En nihayetinde hepiniz kardeşsiniz, hadi öpüşüp barışın.

Reklamlar

Elmayla armut birbirine karışırken..” üzerine 2 düşünce

  1. kemal eroğlu

    pavlov ulus ve millet farklıdır tamam ama türkiyede ulus adı, altında yaşayan bir etnisiteye ait olduğu için diğer milliyetler tarafından kabul görmedi. kürtler türk olmamak için binlerce can verdi. sonunda da başardı. dediğiniz şöyle olabilir kürt, türk, ermeni, süryani, rum, laz, çerkes, arap bunlar milliyet anadolu da ulusun adı olsun mesela. herkes anadolu ulusuna dahil ama etnisiteler farklı farklı.

    Beğen

    Cevapla
  2. Geri bildirim: Milliyetçilik – Ulusalcılık – Irkçılık | Serdargunes' Blog

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s